Her Şeyin Üzerinde Egemen Olan Allah’dır…

Yeryüzünde görürüz kasılıp gerilerek yani kibirle yürüyen kişileri. Sanki yüzlerinin güzelliklerini kendileri yaratmışlar, vücutları üzerinde tam bir hakimlik kurmuşlar gibi-örneğin iç organlarını kontrol edebilir gibi-, kendilerini Allah’a adamadan, bunların sahibinin O olduğunu dile getirmeden, ellerinde olanlarla boş bir güven duyarlar. Sanki hiç yüzleri bozulmayacak, vücutları hiç çökmeyecek gibi büyüklenerek yaşarlar. Elleri, kolları, ayakları sanki hep yerinde olmayı kesin olarak söz vermiş gibi uzuvlarını kaybedebileceklerini hiç hesaba katmazlar. Güzel vücutlarını seyre dalıp, kibirle başkalarına sergilemeye çalışırlar. Böyle kişiler, bedenlerinin asli sahibi gibi davranırlar. Oysa en ufak bir hastalıkla, Allah tarafından acizliğin büyük esiri edilebilirler ve vücutlarının hiçte asli sahipleri olmadıkları da diğer insanlar tarafından rahatlıkla gözlemlenebilir.

Allah, dilediği her şeyi güzelleştirip yıkmasını bilir. Her şeyin üzerinde mutlak hakim O’dur. İnsan ise bir şeyler üzerinde hakimiyet sahibiymiş gibi davranır. Zenginliğini kendine biçer. Zenginliğini, rahat yaşamını, kendisinin kendisine sunduğunu sanar. Kendisi çalışıp edinmiştir, yahut babası onun yerine çalışıp kurmuştur. Bu sebeplerin gerçekten de işi üzerinde tek hakimin kendisi olduğuna inandırır. Kurduğu işin üzerinde kendini mutlak otorite sanır, önünde hiçbir gücün duramayacağı hissine kapılır. Kendince sebebi, ceplerinin dolu olmasıdır ya da iyi bir eğitim almasıdır. Oysa, bambaşka olaylar yaşanabilir ve tüm bunların hiçbir anlamı olmayabilir.

İnsanı rızıklandıran Allah’dır. Rahat geçim sağlaması için koşulları iyileştiren, engelleri kaldıran, kişiyi diğerlerinden maddi olarak daha iyi bir konuma getiren, edindiği işin sağlam ve kaliteli yürümesini nasip eden de Allah’dır. Eğer bugün yeryüzünde iyi işleyen bir fabrika, çok yüksek kazançlar elde eden bir şirket, yüksek verim sağlayan bir tarladan bahsedecek olursak; tüm bunlar, Allah’ın kulu için uygun görmesidir. İnsan ise nihayetinde et, yağ, kan, kemikten oluştuğunu unutur; demirden bir bedene sahipmiş gibi hayatı boyunca, Allah’a neredeyse hiç denecek kadar sığınarak yaşar. Hoş, demiri de indiren Allah’dır ya, demirden olsak da fark etmez, gene Allah’ın elinde olacaktık ve demir de elbette O istediğinde yok olacak…

Allah’ı umursamayan insan, sanki işlerinin hiç bozulma riski yokmuş gibi, serveti hiç çöküşe uğramayabilir gibi, eliyle kazandıklarına Allah’dan daha çok güvenir. Edindiği kazançlarla yani parasıyla kibirlenmeyi de ihmal etmez. Servetine kuvvetle güvenir. Hayatı üzerinde mutlak egemenmiş gibi Allah’ı hiç aklına getirmeyerek, şükretmeyerek, Allah’ın insan için çizdiği sınırları gözetmeyerek yaşar. Oysa yüceler yücesi Allah’dır ve her şey Allah’a bağlıdır.

İnsanı hiç ummadığı yönden rızıklandırabildiği gibi hiç ummadığı yönden de insanı sefilleştirebilir. Müminler ise yalnız Allah’a dayanıp güvenirler ve Allah’ın her koşulda kendilerini sınadığını bilirler. Sahip olduklarına, güzelliklerine, kurdukları işlere değil önce Allah’a güvenirler ve bunlar üzerinde gerçek bir hakimiyetleri olmadıklarını bilirler. İnsan kendisine iyi bakabilir yahut daha çok kazanmak için çalışabilir. Lakin, edindikleri üzerinde egemen olan Allah’dır. Allah dilerse her şeyi tepetaklak edebilir. Mümin, tüm bu gerçekleri iyice anlamış kişidir.

Buraya kadar anlattığım her şeyi, Kuran’ın pek çok ayetinden, anlattığı gerçek örneklerden çıkarmak mümkün.

Tüm bu ve bunun gibi durumları Allah üzerinde düşünelim, ders alalım diye şu çok güzel ayetle bizlere bildiriyor:
Şu iğreti hayatın durumu gökten indirdiğimiz bir suya benzer: İnsanların ve davarların yedikleri yeryüzü bitkisi onunla karışmıştır. Nihayet toprak, takılarını kuşanmış, süslenmiştir. Toprağın sahipleri onun üzerinde egemen olduklarını sanmaktadırlar. Tam bu sırada emrimiz ona gece veya gündüz ulaşmıştır. Ve onu, sanki dün yerinde yokmuş gibi biçip atmışızdır. Derin derin düşünen bir topluluk için ayetleri böyle ayrıntılı olarak veriyoruz. (Yunus Suresi, 24.ayet)

Allah, inananlara karşı merhametli olduğunu, şükredenlerin ve nankörlük etmeyenlerin ödüllerini mutlaka vereceğini, doğruluk üzerine yaşayanlara azap etmeyeceğini bildiriyor. Allah’ın vaadi haktır, O vaadinden dönmez.

İnsan, büyüklenme hevesine karşılık, gerçekte küçük bir varlıktır. Gerek tüm kainatı göz önüne alarak, kainatın fiziki boyutlarına baktığımızda; gerekse insanın kendi gücü ve kuvvetinin yeterliliklerine baktığımızda, insanın kendi üzerinde bile tam anlamda yeterli ve tam denebilecek bir hakimiyeti yoktur. Vücudunda herhangi bir aksama meydana geldiğinde, eğer Allah hastalanmasını uygun görmüşse, hiçbir hakimiyeti olmadığına kendi de şahitlik eder. Akıl sahibi bir insan için bu gerçek, aşikar bir şekilde ortadadır.

İnsan, hem Rabb’inin karşısında, hem de Rabb’inin yarattığı yasalar karşısında küçüktür. Acizdir. Ne vücudunun sağlamlığı, ne güzelliği, ne de büyük kazançlar elde ettiği işi onu kurtaramaz. Büyüklenmesi de, Allah’ın verdiği geçici şeylere olan güveni de yersizdir. Her birinin yıkımı ufak bir aksamaya bakar.
Yeryüzünde kasılıp kabararak yürüme! Çünkü sen, yeri asla yırtamazsın, uzunlukça da dağlara ulaşamazsın. (İsra Suresi, 37.ayet)

Öyle bir Allah’ı biliyor ve öylesine yüce olana bağlıyız ki. O isterse her şey olur.
Göklerin ve yerin orduları Allah’a aittir. O güçlü olandır, O hikmet sahibidir. (Fetih Suresi, 7.ayet)

Allah asla yenilmez. Her şeyin yöneticisi O’dur. Her şey istemese bile, Allah dilediği takdirde, O’na boyun eğer. Ahirette yaşanacak hesap günü buna en büyük örnektir. İnsan istemese bile diriltilecektir, insan istemese bile (eğer ki cenneti hak etmezse) cehenneme konulacaktır. Allah istedi mi, insanın kendisi istemese bile O’na boyun eğecektir.

Güvenilmesi gereken tek şey Allah’dır. O’nun izni olmadan, bir yaprak bile kıpırdayamaz. Her şeye egemen olanın Allah olduğunu söylerken şu unutulmasın, insanın iradesi vardır, Kur’an’ın geneli bunun mesajını bize pek çok yerde veriyor. Allah ise insanın iyilik veya kötülük seçimlerine izin verendir ama seçimi yapan insandır. Bu seçimin gerçekleşmesini sağlayan ise Allah’tır, insanın iradesi ile yaptığı seçimlere izin verir, yapmasını sağlar yani farklı bir deyişle insan neyi seçiyorsa, insanın seçimini yapmasını dilemiş olur. Yani Allah dilediği için biz inanıyor veya inanmıyoruz dememiz de doğru olur ama Allah bizim seçtiğimiz şeyi dilemiş olur (izin vermiş olur). Kibrin bir kenara bırakılması için en büyük sebep O’dur. O’nun varlığı ve her şeyin sahibi olması, tüm kibrimizi terk etmemiz için yeterli ve geçerli en akılcı gerekçedir. Her şeyin üzerinde egemen olan Allah’dır. İşimizin, sağlımızın, ülkemizin, dünyamızın, içinde yaşadığımız tüm kainatın, kainatın içindeki tüm zerrelerin üzerinde egemen O’dur.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

This blog is kept spam free by WP-SpamFree.