İnkarcılar Allah’a İnanmaya Özlem Duyar

Geçmişimde çokça küfre batan insan saklı.

Kuran, inkarcılara dair bize pek çok bilgi verir. Onların gerçeğe getirdikleri tepkilerinden, ifadelerinden, itiraz cümlelerinden Kuran’ın gerçekten rehber bir kitap olduğunu anlarız. Hatta bazen Kuran’da bazı inkarcıların söylediği sözlere günlük yaşantımızda da başka inkarcılardan bire bir duyarız. Elbette Kuran’a vaktini verip, Allah’a boyun eğenler için imanı arttırıcı anlardandır böyle anlar. İçimiz ürperir. Gene Kuran’dan küfre batanların karakterlerine, kişiliklerine dair pek çok bilgi edinmek mümkün.

Kuran hayatıma girmeden evvel nasıl bir kişi olduğumu, hayata dair hislerimi, kalbimdeki acıları, beynimdeki sancıları hatırlıyorum.

Çevremde Allah’ı, İslam’ı alaya alan, inkar eden, hayatın var oluş sebebini boşlayarak, dini inanca karşı çıkarak özgürleştiğini sanan; oysa daha kendi bedenine bile söz geçiremeyen çokça insan vardı. Pek çoğuyla uzun uzun sohbetler ettim. Pek çok ateist döküman inceledim. Hatta o zamanlar yer altı edebiyatına, varoluş felsefesine merak saldım. (Bu dökümanlar, dini kaynak olamayan ve Kur’an ile açıkça çelişen hadisleri, yanlış Kur’an çevirilerini ve ayetlerden cımbızlama yaparak doğruyu çarptırma içeriyordu).

Anladığım şuydu: Tanrısızlık insanoğlunu kör bir kuyu gibi içine çekiyordu ve göğsünü karanlıkla bastırıyordu. Aynı Kuran’da anlatıldığı gibi:

http://www.mucizeler.com/2011/03/gokyuzune-yukselmenin-dayanilmaz-zorlugu/

Her defasında Tanrı’yı inkar etmek, O’nun yokluğunda acı çekmek demekti.

”Keşke Allah’a inansam”, ”Keşke Tanrı olsaydı”, ”Keşke inançlı olsaydım, bunlar bir yalan da olsa bu yalanı yaşayabilseydim” diyenleri; ”Keşke huzur dolsaydı kalbime, Tanrıya inanan bir müslüman olsaydım” diyenleri tanıyorum. Bulantısından çıkamayıp depresyon haplarıyla günlük hayata tahammül etmeye çalışıyor çoğu. Allah yok diye içki, ot ile beyinlerini uyuşturmaya çalışıyorlar. İçlerindeki anlamsızlıkla, boşlukla ayık yaşayamıyorlar. Çünkü, akıllarından geçenler, içlerindeki karanlık, onlara derin bir acı veriyor.

Yaşadıkları hayatın tatminsizliğinin onlar da farkında. Ne yaparlarsa yapsınlar, hayatta karşılaştıkları sıkıntılar, ruh halleri onları rahat bırakmıyor. Zengini de fakiri de böyle. Çünkü fıtrata uygun olmayan yaşam, allak bullak ediyor. Allah’ın yok sayıldığı hayatlarında acı çekiyorlar. Para sadece bir diğeri için daha fazla gösteriş/üstünlük sağlama aracı/süslü bir oyalanma demek. Anlamlılığı sağlamıyor. Dünyevi amaçları olması da anlam vermiyor. Çünkü kendileri de çok iyi biliyorlar ki, amaçlarına erişseler de, hayatlarına devam etmek için hep yeni bir amaç edinmeleri gerek. Ölüm gerçeği, sonunda tüm hayatlarının ve sevdiklerinin, çabaladıkları her şeyin son bulacağını bağırıyor. Günü gelince tamamen yok olacak olan bir yatırımın, değeri, insanın içine sinen bir anlamı olabilir mi?

İnsan gerçek sevgiye, içtenliğe, samimiyete, inanca, var oluşunun arkasındaki anlama ve ona uygun yaşamaya muhtaç. Gece karanlık yatağında, gerçekten hiçbir şeyin bir şey ifade etmediğini gördüğünde, esir oluyor yalnızlığına. Kimseden gerçekten değer görmediğini hissettiğinde düşüyor. Tüm bunlardan onları tek kurtarabilecek şeyin ”inanç” olduğunu fark ediyorlar.

Oysa Allah’ı bilen bir mümin, O’nun tarafından umursandığını, O’nun tarafından gerçek bir değerin kendisine bahşedildiğini, gerçek merhameti, sevgiyi, güveni tatmaya başlıyor. Çünkü biliyor ki, insanların hepsinden kazık da yese zaten kimse Allah gibi dost değil. (Bkz: Nisa 45). Ayrıca dünyada yaşarken, ölümden sonra bile geçerli olan bir yatırımı var: Allah yolunda neler yaptığı.

Bana özgürlüğü veren dinim oldu. Başka bir deyişle tevhid yani sadece Allah’a kulluk etmem oldu. Artık başka hiçbir şey benim için birinci sırada olamaz. Ne karşı cins, ne okul puanım, ne iş için ürettiğim proje, hatta çocuğum…Allah’tan başkasının kulu değilim. Paramın bile. Bunlar için gösterdiğim çaba, benim için Allah için gösterdiğim çabaya değer olarak yaklaşamaz. Ateist ve agnostik olma kimlikleri arasında gidip gelirken, dinlere saçmalıklarını gördüğü için dinlere inanmayan biriyken ve çevremde “anlamasan da dua etsen de olur, Allah sevap verir” gibi mantık dışı (Kur’an ile uyuşmayan) öğretileri bana din gibi bilmeden kakalayan insanlar varken, gerçeği aramaya çalışıyordum. Göğüs kafesimde tam da Kur’an’da anlatılan basınç hissi vardı. Allah’ın lütfu ile geçti. Doğadaki delilleri görüp, Allah’ın varlığını anlıyordum ama dinler saçma geliyordu, bunun dışında bir Yaratıcının koca kainatı yaratıp daha sonra umursamaması (deizm) da mantıklı gelmiyordu. Çünkü Allah’ın her an her şeyi kontrol eden mekanizması ortadaydı. Ta ki ışıklardan oluşan Kur’an gerçeklerini anlayana kadar, benim de küfür dolu günlerim geçti. Kur’an’ı okudukça da, iman etmeyen insanların duygu ve düşünce dünyalarını muazzam isabetlerle anlatması beni imanla doldurdu.

Tam da saatlerce bana “keşke Tanrı olsaydı, keşke müslüman olsaydım” diye ağlayan ateist birine şahit olan bana, mantığıma ve vicdanıma uyacak makul gerçekleri bulana kadar “inanmayı” arzulayan bana, ateistlerin müslüman olmayı istemelerinin bildirilmesi tokat gibi vurmuştu:

O küfre batmış olanlar, zaman zaman, keşke Müslüman olsaydılar diye derin bir özlem duyarlar.

Bırak onları yesinler, nimetlenip zevk etsinler ve sonu gelmez arzu kendilerini oyalasın. Ama yakında bilecekler. (Hicr Suresi, 2-3)

Allah ayetleriyle, mümine verdiği imanla, onu iyiye ve güzele kılavuzlamak istediğini bildiriyor. İslam’ın yolu ise yürüyene gerçekten iyilik ve güzelliklerle dolu. Çevresinde bunca delile rağmen, Allah’ı reddedenler, en yüce varlığa kulluk etmek, O’nu yüceltmek istemez. Kişiliklerine ağır gelir böyle bir şey, çünkü kibirlidirler. Doğadaki ve iç dünyalarındaki ayetler ile felsefi akıl yürütmeleri ile Allah’ın varlığına ve 1 tane olduğuna ulaşanlar için geriye tek bir adım daha kalır. Allah’tan olduğu iddia edilen dinleri ve din kaynaklarını, kutsal kitapları incelemek. İncil ve Tevratı inceleyen, müjdelenen Muhammed Peygambere ulaşır. Kur’an’ı inceleyen dinin tek kaynağının Kur’an olduğunu bildiren ayetlere (Ankebut 51, Nahl 89), Kur’an ile hem de kendi içlerinde çelişkili olan hadislerin kaynak olamayacağına ulaşır ve gerçek dinin sadece Kur’an olduğunu anlayarak, ışık dolar.

Kur’an ile haşır neşir oldukça, kişinin kalbi yumuşar, benliği sert katı bir insan olmaktan uzaklaşır.

Ondan derileri ürperir, Rablerine saygı duyarlar, O’na boyun eğerler. Sonra, derileri ve kalpleri Allah’ın zikri ile yumuşar.
(Zümer, 23.ayet)

Müminlerin kalbi huzursuzluktan, karamsarlıktan, kaygılardan, karanlıktan uzaktır. Müminlerin kalbi huzur ve güven duygusu ile doludur. Huzuru veren, her şeyi bilgi ile yaratanın Allah olduğunu bilmeleri, O’na dayanarak yaşamaları, cennet ile müjdelenmeleridir. Bunun aksinde yaşayanların ise kalplerinde tam tersi bir atmosfer yaşanır.

İmanlarına iman katsınlar diye, kalplerine güven ve huzur indiren O’dur. (Fetih, 4.ayet)

Allah’ı anmaktan uzak olan, O’nun kitabı ile (gerçeklerle) bağlantısız yaşayan kişi, karamsar bir yapıdadır.

O halde, öğüt fayda verirse hatırlat. Allah’a saygı duyan kimse, ondan huşu duyar, öğüt alır. Karamsar olan ise, ondan kaçınır. (Ala Suresi, 9, 10, 11.ayetler)

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

This blog is kept spam free by WP-SpamFree.