Kibrimizle Kurduğumuz Uçurumlarla Dolu Dünya Hayatı

Biliyorsunuz israf etmek Allah tarafından yasaklanmış bir davranış. Allah muhtaçlara yardım etmeye çağırıyor bir de bizleri. Bu arada, Allah, zekat konusunda 40 da 1 gibi bir ölçü koymamış.
http://www.diniyazilar.com/2011/05/zekatta-40-da-1-sacmaligi/

Bu yazıyı, pek çok insandan daha şanslı olan, gene de israf edebilen bizlere, zekat vermeyen ya da daha fazla zekat vermeye eli gitmeyen bizlere, biraz daha merhameti hatırlayalım diye ithaf ediyorum.

Allah’ın ayetleri olmasa, bu dünyaya nasıl sabredilir? İnanın ben kendi adıma tasavvur edemiyorum.

Herhalde kimi karanlıklar içinde depresyonlarda, kimi de vücutlarına kibir yuvalayarak, oyun ve eğlencelere dalarak görmüyorlar ibret verici gerçekleri…İnsanlar aslında o kadar acınası ve kötü haldeler ki (hem kişilik olarak hem yaşantı olarak), bu gerçeği kibir yüklü duvarlarından ötürü göremiyorlar.

Dünyada bunca muhtaç insan varken, çok bulup israf eden insanlar olarak, yatıp kalkıp ne kadar af dilesek az.

Hemen hepimiz güzel yerler arıyoruz vakit geçirmek için, en azından ben öyleyim. Bana neşe verecek, görünce içimin açılacağı manzaralara bakmak istiyorum. Sonra, bir haber okuyorum ya da yolda kötü durumda birini görüyorum. Bu dünya güzel manzarası ile çirkin manzarası ile bir. Madalyonun iki yüzü derler ya bu dünya tam da böyle, bir yüzünde süsler ve ışıklar; bir yüzünde sefalet, açlık, yoksulluk, hor görülmüşlük ve itilmişlik.

Süslü süslü caddelerde, mutlu mutlu dolaşmayı kim istemez? Ahşap sandalyeli bir kafede kendimize güzel bir yer bulup, giyinip takınmak da çok güzel bir lütuf değil midir? Bu lütufla birlikte caddelerimizin arkasında varoş denilen mahalleler de var tabi. Pahalı bir arabanın jantının elmas gibi parıldayacağı mahalleler var.

Bazen çevreme ibret almak için bakıp düşünüyorum. İnsanlar sanki hayatları hep gülerek devam edecek gibi, hala daha niye yaşadıklarını sorgulamıyorlar. Şöyle bir, neler konuşuyorlar diye internete göz atıyorum, alabildiğine sığ muhabbetler dönüyor. Ayakkabılarında dünyayı taşır sanarcasına yürüyen kadınlar, spor salonundan çıkınca dünyayı kurtarmış gibi övünen adamlar, kredi kartlarından ve biletlerinden ibaret kişiler…Elbette spor yapmak, güzel bir gösterinin biletini satın almak günah değil. Bunları yaparken Allah’ı unutmak veya niye yaşadığını aklı selim bir şekilde sorgulayıp gerçeğin peşine düşmemek, esas olması gereken amaç için yani Allah’ın rızası için yaşamamak eleştirdiğim. Allah’ın rızasını kazanmak da, bazı duyarlılıkları edinmekten geçiyor. Mesela başka insanların yoksul oluşunu sorun edinip, birilerine iyilik yapma duyarlılığı kazanmak gibi.

Dışarıda insanların halinden ibret alarak vakit geçirdiğim bir akşam, kir ve yoksulluk içinde yaşadığı belli olan bir kadın yanıma geldi. O gittikten sonra içeceğimi yudumlamaktan utandım. Çünkü, nimetler içinde bazen o kadar da önemsiz olan şeyleri kendime dert edinebiliyor ya da bazen şükretmek yerine nankörlük yapabiliyordum. Çevremdeki insanlar da o kadını zaten pek umursamadı, üzerinde çiçek desenli bir elbise olmadığı için insanlar pek bakmak istemedi kendisine. Fakir insanlar kendilerine illüzyon satın alamaz, o yüzden de kendilerine hayranlıkla baktıramazlar. Bizim oturduğumuz yerlerde vakti olmadığından değil parası olmadığından oturamıyor. Üstelik onun böyle bir hayat yaşamasında hepimizin payı var. Biz okul sınavlarından şikayet ederken ya da işimizdeki bir meseleyi kafamıza takarken, tuvalet yerlerini paspaslayan insanlar var.

Tabi ki, herkes beyin cerrahı ya da öğretmen olmak zorunda değil. İşçilik mesleğine de bu toplumun ihtiyacı var. Ama Kur’an’a baktığımızda her insanın refah düzeyinde bir hayat yaşaması yönünde çalışmalı gerçek müminler. Her insanın hem insan olarak zorunlu ihtiyaçlarının karşılandığı (yeme, içme, barınma, sağlık gibi) hem de insan olarak sosyal ihtiyaçlarının karşılandığı (eğitim, sağlıklı bir çevre, sağlıklı doğa, güzel bir muhit) bir hayata sahip olmaları yönünde çalışmaları gerektiğini bilir gerçek müminler.

Allah, rızıkta kiminizi kiminize üstün kılmıştır. Fazla verilenler, rızıklarını ellerinin altındakilere aktarıp da hepsi onda eşit hale gelmiyor. Allah’ın nimetini mi inkâr ediyor bunlar? (Nahl-71)

Çok uzak değil, yoksulluk bizim sokaklarımızın arkasında. Ev duvarlarımızdan görmüyor olabiliriz, olsun dev ekranlarımız var seyredebileceğimiz. Yoksulluğu, imkansızlığı, dışlanmışlığı, insan gibi yaşamamayı ekranlarımızdan görebiliriz; o da bir diğer güldüren görüntüye geçene dek. Biz de yoksulluk çekiyor ya da para kaygısı yaşıyor olabiliriz elbette, ama bizlerden daha kötüleri olduğu da bir gerçek.

Özellikle modern dünyada, gelir düzeyine göre muhitler daha da birbirinden uzaklaşmıştır. Zengin muhitlerde oturan kişiler, arabalarıyla yirmi dakikada çok çok fakir muhitlere gidebilir. Emin olun çocuklarına süt bile alamayan aileler var. Hatta metropol kenti İstanbul’da elektriğin olmadığı evler var. Çay poşetlerinin lüks sayıldığı evler var.

Bir tarafta kırık dökük, bir tarafta ışıltılı sokaklar…Bir tarafta sefalet, bir tarafta büyük yakalar. Dünya böyle bir yer, dahası insanoğlunun açgözlülüğü ve kibriyle kurduğu dünya böyle desek daha doğru…

Birileri kibir yüklü halleriyle, gösteriş budalalığıyla, çürümeyi bekleyen bedenlerini, hayranlıkla sergilemeye çalışırken; birileri daha çocuk yaşta çalışmak zorunda. Böyle bir dünyada yaşayan bizler ise büyük bir imtihandan geçiyoruz. Bu dünya içinde kendisini süsler içinde kaybedenlerden miyiz, muhtaç durumdaki kişileri umursamayan kişilerden miyiz, kibirlenen ve vaktini boş amaçlar için öldüren kişilerden miyiz bunun savaşını vermekle mükellefiz aslında:

Sonra o gün, nimetlerden muhakkak hesaba çekileceksiniz.
(Tekasür Suresi, 8.ayet)

Birileri yaşlarına bakmadan kral, prenses, eşsiz bir pırlanta, harikalık sanırken kendini; bazı çocuklar var ki pilot olmayı hayal etmeleri gerekirken dileniyorlar.

Çok uzağa gitmeye gerek yok, bu kibrimizle kurduğumuz dünyanın adaletsizliğini görmek için. Orta Doğu sokaklarındaki çocukların yüzünden okumaya gerek yok bu adaletsizliği, doymak bilmez iştahımızı, kibir boyalarımızı, imkansızlığı, yoksulluğu… Meksika’nın seks-uyuşturucu bataklarında, çocuk yurtlarında tacizden kurtarılan çocuklarda okumakla da olmuyor sadece. Bir aynada kendimize, bir de sokaklarımızın arkasına bakmak yeter. Daha iyi koşullarda yaşayan insanlar olarak, israf ettiğimiz bir nimette, zekat vermeye elimizin gitmediği halimize bakıp, iki yüzümüzü de görebiliriz.

Bizim her ihtiyacımız önemli. En ufak bir ihtiyacımız bile önemli. Ama bizim gibi, pek çok şeye muhtaç olan, ama muhtaç olduğu şeylere ulaşamayan insanlar var. Bu insanlar için neler yaptık, neler yapmadık elbette hesabı sorulacak.

İş, sanıldığı gibi değil! İnsan gerçekten azar: Kendisini her türlü ihtiyacın üstünde görmüştür. Oysaki, dönüş yalnız Rabbinedir!
(Alak- 6,7,8)

Belki iki yüzümüzden de kibrimizden de vazgeçeriz ve belki iyilik yapmaya daha duyarlı, nimetlere karşı şükretmede daha dikkatli insanlara dönüşürüz, umarım…

Ölünceye dek insanların girdiği çoğaltma ve biriktirme yarışı:
yazı için buraya tıklayın.

Dünyadaki açlığın suçlusu Allah mı?
yazı için buraya tıklayın.

“Kibrimizle Kurduğumuz Uçurumlarla Dolu Dünya Hayatı” için bir yorum

  1. Merhaba,

    Blogunuzu bugun yeni kesfettim, bu kadar gec kesfettigim icin de uzgunum aslinda…

    Yazinizda bahsettiginiz duygulari birebir her gun yasiyorum… Caresizlik ve hirstan baska birsey kalmiyor elimde sonra da…

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

This blog is kept spam free by WP-SpamFree.