Orucun Manası Açların ve Yoksulların Halinden Anlamaktan, Sağlıklı Olma Arayışından Çok Daha Ötedir!

Her Ramazan ayı geldiğinde orucun manasına dair konuşulmaya başlanır. TV programları, sohbetler, yazılar yayımlanır. Bir de sağlık sayfalarında orucun vücuda sağladığı biyolojik yararlar hakkında demeçler yer alır. Orucun en büyük manası hatta sanki tek manası açların ve yoksul insanların halinden anlamak olduğuna dair konuşmalar yapılır. Öyle ki ‘’neden oruç tutuyoruz?’’ diye sorulduğunda internet ortamında da görebileceğimiz gibi açların halinden anlamak cevaplar arasında en başta.

Elbette tüm gün boyu Allah’ın verdiği onca güzel rızıktan, tertemiz sudan uzak kalan ve güçsüz düşen insan; bu nimetler için Allah’a daha fazla minnet duyup şükredebilir. Bu güzel tatlardan fakirlerin de daha çok yararlanması için bu insanlara daha fazla yardım etmeyi kendine hatırlatabilir.

Bana sorarsanız; orucun manası tüm bunlardan çok çok daha ötedir. Tüm sene boyunca yoksul kimselerle empati yapmayan insan; tüm gün aç susuz kalır ve iftarında en leziz gıdaları almak için hazırlanır. En güzel tatlılar, meyveler, içecekler, yiyeceklerle sofrasını donatmaya çalışır. Oysa yoksul pek çok insan Ramazan ayı dahil koca bir sene tüm o meyvelerin çeşidinden, o leziz tatlılardan, çeşit çeşit içecekten mahrum kalır. Ramazan ayında da pek çok kişi yoksul kimselerle tam anlamıyla empati kuramaz, hatta israf eder, gene yeterince zekat vermez, yoksulu öyle pek de doyurmaya da çalışmaz… Zaten Müslümanım diyen pek çok kişinin de Allah’dan sakınmak için ne derece çaba gösterdiği de tartışılır.

Orucun açların halinden anlamayı sağladığına dair konuşmalar bir yana; orucun aslında çok daha başka büyük bir manası vardır. O da : Allah’a itaattir.

Orucun sağlığa faydalarına dair demeçler bir yana, orucun vücuda çok büyük zararları da olabilirdi. (Sağlıklı bireyleri sağlık açısından çok büyük bir zahmete- zarara da sokmaz oruç. Güçsüzlük, halsizlik yapar gün içerisinde.) Oruç, gerçekten iddia edildiği gibi vücuda detoks etkisi sağlıyor mu, vücut organlarını dinlendiriyor mu bilmiyorum. Yalnızca şunu biliyorum ki eğer samimi bir Müslüman orucun vücuda bir yararı olmasa da oruç tutar. Biz orucu ‘’vücuda yararlıdır’’ inancıyla tutmuyoruz. Çünkü oruç, ‘’Rabbim sen neyi emredersen kabulümdür’’ demektir. Kainatın Yaratıcısına boyun eğmektir. Onun, üzerindeki otoritesini kabul etmektir. O, yeme dediği için yememektir.

Tüm gün susuz kalıp, akşama doğru daha da güçsüz kalmanın mantığını anlayamayanlar; ‘’bunun da bedene ne yararı var?’’ diye sorup fiziki faydayı oruca sebep olarak isteyenlerin atladığı önemli bir mantıki neden var. Biz zaten orucu sağlıklı olalım, bedenimize fayda sağlasın, organlarımız dinlensin, detoks olalım diye tutmuyoruz. Biz orucu Allah öyle emrettiği için tutuyoruz. Orucun mantığı da, Kainatın Efendisi’nin emrini o emrettiği için uygulamaktır. Yeme dediği için, saatlerce yemek yemez miyiz? İşte budur imtihanımız. Başka kimse bize eşimiz dahi saatlerce su içme dese elbette onu kale almayız.

Allah’ın emrine boyun eğmeyi, O’nun üzerimizdeki mutlak otoritesini kabul etmeyi idrak ve ispat etmek için oruç tutuyoruz.

Afrika’da yemek bulamayan içecek temiz bir su bile bulamayan insanlar var. İnternette de bir deri bir kemik kalmış neredeyse açlıktan ölecek çocukların fotoğraflarına denk geliriz. Elbette saatlerce yemek ve sudan mahrum kalan insan, afrika’daki bu çocuklarla empati kurmaya çalışabilir, böyle empati kurmaya da bu ibadetin katkısı olabilir. Ama dediğim gibi, Kur’an’a göre orucun amacı eşittir aç insanlarla empati kurmak değildir. Eğer öyle olsaydı Allah oruçlu iken “aç kullarımın halini düşünerek oruç tutun” gibi emirler buyururdu. Tüm gün boyunca, aç kalan insanların halini düşünmeden tuttuğumuz oruçlar da olmuyor mu? Oluyor. Şahsen benim oluyor. Dediğim gibi ille de aç insanların varlığını düşünün gibi bir emir yok ki, orucun tek anlamı bu olsun, elbette süreç içerisinde mantıki olarak “Allah bize rızık vermese böyle oluyoruz demek ki” gibi düşünceler oluşturuyor olması beklenen şeyler, bu tarz empati durumları ancak orucun yan anlamı olabilir. Tüm gün o aç insanları hatırlasak bile akşam olunca yiyeceğimiz leziz yemeklerin planını yapıyoruz çoğumuz. Bir aksilik olmazsa Allah izin verirse, o leziz yemekleri yiyeceğimizi bilerek sabrediyoruz, gözümüze akşamki sofrayı getiriyoruz. Afrika’daki aç insanların ise böyle bir dayanakları yok. Oruçlu süreç içerisinde birkaç saat sonra oturacağı leziz sofrayı planlayan insanla o insanların içindeki durum aynı olabilir mi? Tabi ki hayır. Günümüzdeki imkanlarla neredeyse açlıktan ölecek halde olan insan topluluklarının olduğunu fotoğraflarla görüyoruz. Peki her çağda her müslümanın bunu görme imkanı olmuş mudur? Her müslümanın bizim gibi elinde internet bağlantılı telefonu mu vardı ki? Ömrümüz boyunca pek çoğumuz yüz yüze bir deri bir kemik kalmış tamamen aç kalmış insanlara rastlamıyoruz. Yüz yüze kaçınız böyle bir insana rastladı? Şahsen ben rastlamadım şuana kadar. Belki de ömründe haliyle bu tarz bir şeyle karşılaşmadığı için tamamen aç insanların varlığını aklına getiremeyip oruç ibadetini yerine getiren müslümanlar oldu. Belki bazıları Afrika’daki aç insanları değil ama ananelerinden duydukları savaşta aç kalan insanları düşündü. Çevremizde kötü halde olan yoksul insanları görüyoruz ama onlar bir deri bir kemik halde değiller. Tamamen aç insanlar ile yoksul insanlar arasında da görüldüğü üzere kısmen de olsa farklar var. Orucun bir diğer anlamı, bizim kadar çeşitli leziz gıdalara erişemeyen daha kısıtlı imkanlarla karnını doyuran yoksul kesimi anlamak olsaydı; neden oruç yoksullara da emredilsin? Yoksul zaten yoksul, oruç tutarak kiminle empati kuracak? Bizler en sevdiğimiz tatlının siparişini verirken, onlar bu tatlılara belki kaç ay erişemeyecek bile.

Zaten samimi bir Müslüman, Ramazan ayı dışında, her yediği besin için Allah’a şükreder. Her yemeğimize başlarken Allah’ı anmamız zaten Kuran’ın bir emridir. (Bkz: Enam 118.ayet) Müslüman kimse her gün bunun bilincinde olarak şükreder ve tüm koca yıl boyunca yoksul kimseleri hatırlar, onlara yardımda bulunur. Yoksul insanların bizlerle aynı imkana sahip olmadıklarını hatırlamak için illa oruç tutmamıza veya Ramazan ayını beklememize de gerek yok. Elimizde tatlımız varken, o tatlıyı yiyemeyen bir sürü çocuk olduğunu, o tatlıyı evindeki ailesine götüremeyen insanlar olduğunu düşünmemiz de bir hatırlamadır. İnsan empati kuracaksa illa aç kalarak değil, iyice düşünerek de bir nebze olsun empati sağlayabilir. Allah Kur’an’da rızık veren özelliğini çok defa hatırlatıyor, her yediğimiz gıdada, Rabbimiz bize o gıdaları göndermese ne halde olacağımızı düşünmemiz de bize bir nebze hatırlatma yapar. Yani bu tarz şükür duygularını hatırlamak için ille de Ramazan’ı beklemeyelim. Elbette Ramazanın da bize kattığı düşünce imkanları var. Allah rızık vermese ne hale geleceğini fiille kendisine kanıtlayan insan, iftar vaktinde Allah imkan verdiyse tüm o leziz nimetlerden tadar, gücü yerine gelir. Allah’ın bir süreliğine koyduğu geçici yasaklar kalkar. Bence Ramazan ayının en güzel yan katkılarından biri de “Allah rızık vermese ne hale geleceğimize şahit olmaktır”.

Hastaya, yolcuya zaten zorlama yoktur. Tutulamayan gün sayısınca başka günlerde oruç tutularak borç ödenir; Allah böyle bir kolaylık da getirmiştir. Orucu bozunca şu kadar gün tutmak gerekir vs gibi uydurmalar Kuran dışıdır. Gerçek değildir.

Allah bu ibadeti emrettiğine göre ‘’ay ben zorlanırım o yüzden tutmiyim’’ gibi bahaneler yersiz olur. Çünkü Allah insana taşıyamayacağı hiçbir yük yüklemediğini Kuran’da bizlere bildirmiştir.

“Orucun Manası Açların ve Yoksulların Halinden Anlamaktan, Sağlıklı Olma Arayışından Çok Daha Ötedir!” için 4 yorum

  1. Ramazan ayı haricinde de işten güçten yemek yiyemediğimiz, geçiştirdiğimiz öğünler oluyor, yani az çok herkes biliyor aslında açlık ne demek. O nedenle "bak oruç tuttum,Afrika'dakileri anladım" anlayışı biraz yapıştırma kalıyor. Oysa siz yazınızda ne güzel anlatmışsınız:

    Biz orucu ‘’vücuda yararlıdır’’ inancıyla tutmuyoruz. Çünkü oruç, ‘’Rabbim sen neyi emredersen kabulümdür’’ demektir. Kainatın Yaratıcısına boyun eğmektir. Onun, üzerindeki otoritesini kabul etmektir. O, yeme dediği için yememektir.

  2. Allah bu ibadeti emrettiğine göre ‘’ay ben zorlanırım o yüzden tutmiyim’’ gibi bahaneler yersiz olur. Çünkü Allah insana taşıyamayacağı hiçbir yük yüklemediğini Kuran’da bizlere bildirmiştir.

    Bu keyfi sinirlandirmaniza kurandan delil getirmenizi rica ediyorum.

  3. Allah bu ibadeti emrettiğine göre ‘’ay ben zorlanırım o yüzden tutmiyim’’ gibi bahaneler yersiz olur. Çünkü Allah insana taşıyamayacağı hiçbir yük yüklemediğini Kuran’da bizlere bildirmiştir.

    Bu keyfi sinirlandirmaniza kurandan delil getirmenizi rica ediyorum.

  4. Öncelikle yazıda hasta ve yolculara zorlama yoktur, diye belirttim. Bu benim yorumum değil, bizzat Kuran’ın oruç ibadeti hakkında belirttiği bir nokta. Eğer bana bu yorumu atan okuyucum, bu kısmı yeterince açmadığımı söyleseydi, fikrini daha yerinde bulurdum. Ayrıca yorumunu da oldukça zorlama ve manasız buldum.

    Allah -yazıda yazdığım gibi- oruç tutun, dediğine göre, bu bir emirdir. Bir mümin emirleri keyfine göre yapmiyim, diyemez. Oruç ibadeti zor bir ibadettir. Saatlerce vücut aç, susuz kalır. İnsanlar bu halde, iş yapmak zorunda kalırlar. Bu yüzden de, bazı insanlar bu ibadeti zor bulup, ”zor bir ibadet ya, ben tutamam o kadar saat aç susuz. İşe, okula gidiyorum. Dayanamam ben, yorgunluk filan” diyip, bahaneler üreterek tutmazlar. Evet zor bir ibadet, zor bulup tutmiyim deme gibi bir lüksümüz yok. Allah bu zor ibadeti bize yüklemiş, sabretmemiz gerekiyor. Allah taşıyamayacağımız bir şeyi bize yüklemez. Bunu kendisi bildiriyor.

    Hastalık ve yolculuk durumlarında ise kişiye zorlama olmadığını Allah bildiriyor. Diğer günlerde de, bu durumlar kalktığında da tutulması gerektiğini de bildiriyor. Tabi bazı hastalar var ki, hastalıkları uzun süreli, ömrünün sonuna dek hasta ve oruç tutmasına mani bir hastalık var, onlar diğer günlerde de tutamayacaktır. Ama zorlu bir hastalık yaşayıp, iyileşenler de tutmalıdır.

    Eğer oruç tutmaya çokta mani olmayan bir hastalığımız varsa bence tutmakta yarar var. Oruç tutarsam çokta sıkıntı yaşamam, diyorsa bir kişi tutabilir. Zaten herkes bunu kendi vicdanı ve aklı ile anlayabilir. Şahsen bana oluyor, ufak bir rahatsızlık yaşıyorum, ama oruç tutmaya mani görmüyorum tutmuyorum. Ama midemde vs mani olacak bir rahatsızlığım olsa, ağır grip vs olsam, tutmam inşallah.

    Bir-iki saatlik yolculuğun da oruca mani olacağını düşünmüyorum. Eğer bir iki saatlik yolculuğun orucu zorlayacak derecede yol tutması vs gibi sorunlar yaşatacağını düşünenler gene kendileri vicdanları ile karar versin inşallah.

    Uzun yolculuk yapanlara ise on saatlik gece-gündüz yolculukları oruç tutmamayı seçmek için bir sebep olarak görülebilir bence inşallah. Gece boyunca, oruç açtıktan sonra susuzluğunu açlığını gideremeyecek, ertesi güne de sıkıntılı bir şekilde oruç tutmak zorunda kalacak, yol yorgunluğu da cabası. Bu gibi bir durumda, zaten kişiye zorlama yoktur. Bu yolculuğu gündüz yaptığında da benzer sorunlar yaşayacaktır. Uzun yol çekmek her türlü zordur zaten.

    Ben bunları keyfimden değil, Kuran ayetleri doğrultusunda anlayarak yazıyorum inşallah. Oruç, keyfine göre tutmiyim denebilecek bir ibadet olmadığı gibi, Allah iki zorlu durumda merhamet edip, daha sonra tutabilirsiniz diyerek konuyu kapatmış. Ders çalışıyorum, sınava giricem, gibi gerekçeler de pek geçerli değil. Sınav stresi, kişinin bünyesinde mide, bulantı vs gibi sorunlar yaratırsa, bunu da kişi hastalık bahanesi olarak görebilir, oruca mani görebilir. Sıkıntı yaşamadan, direk tutmiyim, dememeli bana göre. Sıkıntı yaşarsa, bozmak isteyebilir. Çünkü stres altında vücut kusma vs gibi problemler de yaşatabiliyor.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

This blog is kept spam free by WP-SpamFree.