“Dünyaya Gelmeyi Ben İstemedim”ci Ateistlerin Ahlak Anlayışının Tutarsızlığı

Daha önce ‘’Ahlaki anlayışı Allah belirler, neden?’’ diye bir yazı yazmıştım. Yazıda anlatmak istediğim Allah yoksa bir şeyin gerçekten iyi mi ve ya kötü mü olduğunu kendimizce belirleyemeyeceğimizdi. Dahası Allah yoksa bir şeyin iyi ve ya kötü olması da manasız olacaktı. 
Bu durumu şöyle bir örnekle açıklayacak olursam, bazı ateiste göre ensest ilişki çok tiksindirici, iğrenç bir olaydır. Bunu yapanlar sapıktır. Bunu vicdanlarına kabul ettiremezler. Oysa Allah yoksa, bir insanın annesi ile cinsel ilişki yaşamak istemesine, bunu yapmasına ahlaken yanlış  denilemez. Ateist Profesör Lawrence Krauss bir konuşmasında ensest ilişkinin pek tabi mümkün olduğunu, bu ilişkiyi iğrenç, çirkin, yanlış kılacak hiçbir gerekçenin olamayacağını söylüyor. Aslında Allah yoksa, gerçekten de bunun yanlış olduğunu belirleyecek hiçbir kanıt, gerekçe olamaz. Kimine göre iğrenç gelebilir, kimi bunu kendince onaylamayabilir ama hiçbir zaman bunu yapılabilir görene de geçerli hiçbir şey söyleyemez. İnsanın kararlarında özgür olduğunu iddia eden ateistler, ensest ilişki yaşayanlara saygı duymak zorundadır. Her ne kadar kendilerine bu mide bulandırıcı gelse de.
 
Bir de, bir fiilin geçerliliğini, farkındalık düzeyleri düşük hayvanların davranışına göre tartmaya kalkanlar var. Örneğin hayvanlarda eşcinsellik görülüyor diyip eşcinselliği meşrulaştırmaya çalışıyor bazıları. Bu tarz insanlar da insan gruplarında da -hayvanlarda olduğu gibi- her zaman ‘’güçlünün galip gelmesi, güçlünün otoritesinin kabul edilmesi’’ ilkesini onaylamalıdırlar. Buna göre fiziken güçlü bir erkekte fiziken kendinden zayıf bir kadına ‘’çoğalma, tatmin olma’’ gerekçesi ile tecavüzde bulunduğunda ‘’neslimin devamını düşünüyordum’’ demesi de kendi ahlakınca doğru olacaktır.
 
Ateistlerin paylaşımlarını, çalışmalarını arada sırada takip ederim. Onların yaptıkları itirazları gördükçe okudukça üzerinde düşünüyorum bu da benim imanımı oldukça arttırıyor.
 
Ateistler bir paylaşımlarında Tanrı’yı sevgilisini tehdit eden bir erkeğe benzetmişler. Verdikleri örnek şöyle : Tanrı ‘’benden ayrılmakta özgürsün. Fakat benden ayrılırsan seni öldürürüm boğazını keserim. İstiyorsan ayrıl’’ diyen maganda bir sevgiliye benzer. 
 
Onların bu düşüncesine göre Tanrı ‘’bana inanmamakta özgürsün ama eğer ki inanmazsan seni cehenneme atacağım’’ demekle tam da bu maganda sevgili ile aynı kafadadır.
 
Bu benzetmelerinin ne kadar mantıksız olduğunu anlatmak istiyorum.
Öncelikle ‘’cehennem’’ denilen bir yerin varlığına pek çok ateistin hoşnutsuzlukla baktığına şahit olmuşuzdur. Oysaki iğrenç bir tecavüz haberi duyduğumuzda pek çoğu sapıklara vahşice cezalar uygulanmasını talep ediyor. Bu taleplerinde oldukça haklılar. Fakat pek çok sapık da tutuklanmamakta, adalet sistemi zayıf yerlerde rahatça gündelik yaşamlarına devam etmekte. Oysa Allah cehennemi yaratarak öncelikle pek çok zalimi cezalandıracaktır. Masum sivillere acımasızca soykırım uygulayan komutanları, insanların evini basıp kadınlarına tecavüz eden zorbaları, çocukları umarsızca döverek öldürenleri, Işid gibi Allah’a iftira atarak yığınla haksızlık yapan grupları ve daha nicelerini…
 
Aslında böyle düşündüğümüzde cehennem, vicdan sahibi insanlara göre müthiş bir uygulama olmalıdır. Fakat ateistlerden ‘’Allah varsa ne güzel işte bu sapık cezalandırılır’’ gibi bir düşünce duyamıyoruz çünkü hemen ardından, Allah’a inanmayanların da cezalandırılacağı gerçeği akıllarına geliyor. Bu da haliyle hoş olmuyor onlar için.
Peki, Allah’a inanmamanın kötü bir karşılığı olamayacağına, başta anlatmaya çalıştığım gibi kendimizce belirleyemediğimiz ahlak anlayışı ile nasıl varabiliriz? Görüldüğü gibi ateizm, tutarsız bir ahlak anlayışı getirir.
 
Allah’a inanmayan kişilere baktığımızda, kimilerince pek çok kişiyle evli olmadan zina edersen bu iyidir. Uyuşturucu kullanmak iyidir. Evli çiftlerin birbirinden gizli cinsel kaçamak yaşaması kabul edilebilir, hatta eş üzülmesin diye ondan saklanabilir, ne var ki, bir anlık cinsel bir zevkti. Hatta kimilerince eş değişimi yapılarak eğlenilebilir. Kimilerince ise tüm bunlar kabul edilemez.
 
Allah inancının olmadığı, Allah’a inansa bile yeterince ona bağlılık göstermeyen biri öncelikle güvenilemezdir. (Mümin kelimesi ise ilginçtir ki güvenilir anlamına gelir). Kendi çıkarı için kişi yalan söyleyebilir. Eğer zor bir duruma düşmekten onu kurtarıyor fakat başkaları ‘’salak’’ yerine konuyorsa kişinin çıkarı söz konusuysa neden söylenmesin ki? Yalancı kişinin ahlak anlayışına göre öncelikle kendinin zor durumda kalmaması daha uygun olabilir. Zaten ateist bir bakış açısına göre bir insanın yaptığının iyi ve ya kötü olduğuna nasıl karar vericeğiz?
 
Gördüğünüz gibi ateist bakış açısıyla tutarlı bir Ahlak anlayışı oluşturulamaz. Fiiller kişinin vicdanına göre değişir ve kişiler vicdansız da olabilir. Bu tutarsız Ahlak anlayışına sahip bir toplum bir o kadar da yaşanması zor bir toplum olur. Dahası ateist bakış açısıyla bir fiilin-düşüncenin doğru ya da yanlış olduğuna hiçbir zaman kesin bir yanıt veremediğimiz gibi, iyi ve ya kötü olması da manasız olacaktır.
 
Dahası biz ensest gibi bir olayda bile bunun yanlışlığı hakkında karşılıklı çatışmalara düşüyorsak Allah’a inanmamanın iyi bir insan ya da kötü bir insan demek olduğuna hangi yeterlilikle cevap verebileceğiz?
 
Gelelim yukarıda alıntıladığım örnekte olduğu gibi Allah’ı maganda bir sevgiliyle eş kefeye koyabilir miyiz? 
 
Bir yanda Yaratıcı var ve yarattıklarına kim olduğunu, amaçlarını, ilerisini bildiren bir İlah var; diğer yanda bozguncu bir insan. Bir insanla, yarattığını uyaran bir Yaratıcı’yı  ve ikisinin tehdidini eş seviyeye indirgeyebilir miyiz? 
 
Allah, yarattığına kötü fiilleri uygulamayı yasaklamış. (İnsanları öldürmek, bozgunculuk vs) Bunları yapmazsa da cezalandıracağını bildirerek yaptırım uygulaması toplumların dünya yaşamındaki huzuru için de iyi bir şey değil mi? Bütün bir toplum Allah’a inansa ve onun getirdiği ahlak kurallarına sımsıkı bağlı olsa, müthiş bir huzur/barış ortamı sağlanacaktır.Üstelik Allah’ın insanlara iyi ve ya kötü biri olduklarında başına gelecekleri bildirmesi de onun merhametini gösterir.
 
Tehdidi kötü kılan nedir? Tehdit dediğimiz şey her zaman kötü bir şey de olmaz aslında. İyi bir yaptırıma hizmet edebilir.
Bir patron belirlediği işlerin hepsini yerine getiremezse çalışanını maaşını azaltmakla tehdit edebilir. Bu o patronu gözümüzde kötü bir patron mu yapar? Pek çok kişi işyerindeki işlerin yürümesi için bu yaptırımı doğru bulur.  Ödevlerini yapmazsa çocuğunu harçlık vermemekle tehdit eden bir anne, çocuğunun kötülüğünü mü düşünür?
 
İnsanlara sormalı; kimileri cennete layıkken, sen neden cehenneme layık oluyorsun? Şu geçici yaşantında Allah’ın kurallarına uy o zaman. Kendi belirsiz ahlak anlayışına uyup, geçici mutsuz yaşantına kapılma. 
Evet, Allah insanı kendine ‘’kulluk etmesi’’ gerektiği konusunda mecbur tutar. Buna icabet etmeyeni de cezalandıracağını bildirir. Kimine kulluk etmek ağır gelir, Yaratıcı’ya kafa tutar, onun koca bir evrendeki kudretini takdir edemez, Allah’ın otoritesi hoşuna gitmez, aciz bir kimlikle Allah’a meydan okur. Allah’ın bizim üzerimizdeki yetkisinin; bir okul arkadaşımızın, ailemizin vs sahip olduğu haklarla aynı olduğunu kim söyledi ki?
 
Allah ile olan ilişkiyi diğer insanlarla ilişkilerde olan beklentilere benzetmek, kişinin kendi sorunudur. Allah her hangi biri değil. Annemiz, babamız, patronumuz, sevgilimiz, çocuğumuz, komşumuz, devlet başkanımız değil. Gır gır şamata yaptığımız arkadaşımız hiç değil. Öncelikle Allah’ın konumunu otoritesini anlamak ve yetkilerini kabul etmek gerekiyor. Onu bir baba hoşnutluğunda, bir arkadaş hoş görüsünde aramak, Allah ile olan ilişkimizi bu ilişkilerle eş tutup kıyaslamaya kalkmak oldukça komik olacaktır. Allah en büyük otoritedir. Efendimizdir. Hoşa gitse de gitmese de…
Allah insana istemediğini bile yaptırdığını ispat etmektedir. Mesela yemek yeme zorunluluğu, tuvalete çıkma gibi zorunluluklar koymuştur yaşamımızı sürdürmemiz için. Hangi annenin, arkadaşın gücü bizim vücut sistemlerimize bir yaptırım uygulayabilir? Allah isterse bir hücreyi canlı tutar, isterse kanser eder. Allah isterse bir şehri yıkar, isterse o şehri korur. İnsana düşen onun emirlerine boyun eğmektir. Onun tüm insanlardan, tüm güçlerden büyük olduğunu, her şeye gücü yettiğini kabul etmektir.
İnsan kendini bilmezken kendini dünyada bulan biridir.
”Bu dünyaya gelmeyi ben istemedim ki, beni neden imtihana tutuyor. Bunu ben seçmedim.” şeklindeki itirazlar tam da bu bahsettiğim sebeplerden ötürü yersizdir. Biz istesek de istemesek de bizi dünyaya getiren, var eden Allah. Evet, bunu bizim isteğimize göre yapmadı, nedeni ise O’nun Allah olması. Her şeyi bizim isteklerimize göre yapmak zorunda değil. Otorite olan O, boyun eğmek kabul etmek zorunda olanlar ise biziz. Ve o kadar şanslıyız ki, Allah’ımız şükür ki kötü bir İlah değil. Bize kötülüğü vaad etmiyor. İyiliği vaad ediyor.
Eğer bu dünyaya gelmeyi ben istemedim, o mecbur kıldı diyen varsa, bu zaten Allah’ın otoritesini, bizim üzerimizdeki yaptırımını gösteren bir delildir. Biz istemesek de eğer dilerse bizi cehenneme de koyacaktır-Allah korusun- İşte bu da O’nun üzerimizde her şeyi yapabilecek güçte olduğunun göstergesidir. Allah’ı sevmek gibi aynı zamanda O’na saygı duymak, boyun eğmek, kulluk etmek gerekir. O’ndan başka hiçbir şeye tapınamayız bu yüzden, çünkü O’nun otoritesine sahip olan başka hiçbir şey yok.
 

Sevgili insan; İşte Allah’ın gücü otoritesi budur, sen yaşamak istesen de istemesen de, o seni var etmiştir. Biraz aklını kullansan, kibrini kenara bıraksan mutlu umutlu bir yaşam seni bekleyecek ama sen tam tersi peşindesin. Geçici bir dünyada, göstermelik heyecanlar, kısa süreli hırslar peşinde… Bu dünyaya böylesi küçük bir pencereden bakmak ve sonuçlarına katlanmak da senin bileceğin iş… 

Bu konu hakkında daha önce yazdığım başka bir yazı: http://allahateslim.com/2014/05/13/ahlaki-anlay%c4%b1%c5%9f%c4%b1-allah-belirler-neden/ 


““Dünyaya Gelmeyi Ben İstemedim”ci Ateistlerin Ahlak Anlayışının Tutarsızlığı” için 3 yorum

  1. Bu yazıya gelen bir SORU:

    Ateist ahlak anlayisi toplumsal fayda uzerine kuruludur. Hirsizlik cinayet kibir bozgunculuk gibi eylemler acikca zararli oldugundan butun dunyada istisnasiz olarak kotu karsilanir. Escinsellik ve ensest ile yanlizca o bireyleri ilgilendirdiginden toplumsal olarak kotu addedilmesinin de bir anlami yok. Bunlari tasvip etmeyen ateist olabilir ama zararli diye addedilmesinde sebep yok.

    Dunyaya ben gelmek istemedim ki sozu evet guzel bir argumandir ve ne yazik ki tatmin edici bir cevap yok yazida. Bu olay zaten tamamen sinav olgusuna ters. Sinavda kisiler onceden butun kosullari suphesiz bilir ve ister girer ister girmez ama burada acikca zorlama var. Yani insanlar zorla imtihana tutuluyor binlerce dinin arasindan hangisinin dogru olacagini bilemiyor kurallar belirsiz ve sonunda sonsuza kadar azap cekmek var sizce bu adaletli mi. Biri musluman bir ailede dogdu diye cennete gidecek digeri hangi dinin dogru olup olmadigina karar veremedigi icin cehenneme oyle mi

    Oldukten sonra tanri olsa bile herkesi cehenneme atmayacaginin garantisi var mi.

    CEVABIM

    Toplumsal fayda üzerine niye kuruluyor? Bunun toplumsal fayda sağlama açısından doğru olduğunu nereden çıkardık mesela belki bireysel odaklı bir sistem zamanla diğer bireyleri eleyerek daha elit bir toplum meydana getirecek ve her şey tamamen o elit toplumun oluşması için olsa? İnsanların toplumsal açıdan faydalıklarını neye göre değerlendireceğiz mesela, niye daha faydasız bir çoğunluğun yararı için kurallar oluşturalım? Toplumsal fayda üzerine kurulmasının bireysel hayatlar için en doğru ve faydalı olacağına; ve bireylere ne ölçekte faydalı etki edeceğine nasıl karar verdik? Toplumsal fayda ilkeleri toplumdaki büyük grupları pek çok zaman kötü anlamda etkileyebilir.

    Fuhşu toplumsal fayda açısından nasıl değerlendireceğiz neye göre iyidir deyip onaylayacağız neye göre kötü bulup engelleyeceğiz? Toplumsal düzeni sağlamak, ve davranışları ancak keyfine göre zarar vermiyorsa olur mantığında ele almak zaten “kendi kişisel çıkar ve keyfine göre kural belirlemektir” ve gene temelli bir ahlak değildir. Toplumsal düzen sağlamak, hırsızlık ve cinayet kötüdür deyip sadece bunları yahut tecavüz/işkenceleri cezalandırmakla sağlanabilecek kadar basit değil. Bireyler, bireysel bir hayat yaşar ve yasalarla kontrol altına alınamaz haksızlıklara ve rahatsızlıklara maruz kalır.

    İnsanlar günlük hayatının büyük büyük çoğunluğunu diğer insanların yararına göre değil, bireysel yararına göre yaşar. Bu yüzden ahlaki temeli olmayan bir insan kimse görmüyorsa niye hırsızlık yapmasın, kimse anlamıyorsa niye yalan söylemesin?

    Yazıda da söylediğim gibi, Allah sizi “sizin isteğinize göre” imtihan yapmak zorunda değil. “sizin istediğiniz şekilde istediğiniz yerden de” soru soramaz. üniversitede hocanıza, şu konudan sor diyebiliyor musunuz; ille de benim istediğim gün istediğim saatte yap, diyebiliyor musunuz? Kendinizi bir anda dünyada bulmanız zaten Allah’ın bildirdiği CEBBAR (dilediği şeyi zorla yaptıran) sıfatı ile uyumlu bir durum. Ahlaki bir temeliniz bile yokken, ancak toplumsal faydaya göre iş yapan sizler, toplu intiharı onaylayarak bir daha insan neslinin var olmaması yönünde “zorlama ve baskıya” karşı gelme faydacılığını denemeyi düşünüyor musunuz? Bu durumda örneğin ben doğmuş çocuğumu “dünyayı bunalımlı ve kötü” gördüğüm için öldürsem; size göre bu iyilik midir kötülük mü? Onu doğuran benim, dünyaya gelmesinde aracı olan, onu büyüten bakan benim; seçim benim ve bunu onun faydası için yaptım dediğimde; bana ama onun yaşam hakkını alamazsın diyenler haksız mı olur? Hangimiz haklı oluruz? Fiilleri “toplumsal faydaya” göre sınıflamak her zaman sorunları çözecek mi? Toplumsal fayda ile oluşturduğumuz kurallara göre ben çocuğumu bu gerekçe ile öldürürsem ceza almalı mı almamalı mıyım?

    Ateizmde ahlak yoktur. Kafaya göre belirlenen ve muhtemel kaosu kaldırabilecek bazı yazılı devlet yasaları oluşturabilir. Bunu da oluşturan “otoritedir” Çok karmaşık nedenlerle işlenilen cinayetler vardır, davranışlara ceza vermeyi sırf toplumsal fayda-zarar kategorisine uygun olup olmadığı ile değerlendiremezsiniz. Davranışlar ancak toplumsal faydaya göre yaptırım görürse ancak toplumsal etkisine göre cezalandırılabilir. Misal “topluca” işlenmediği ve direk bütün halkı hedef almadığı müddetçe suçlar her zaman “bireyseldir” ve bireyler arası problemler olarak kalacaktır. Canlı bombayı içeri tıkmayı düşünebilirsiniz; ama babasını “annemi aldattı mutsuz etti psikolojim bozuldu öldürdüm” diyen bir çocuğun haklılık-haksızlık payı hiçbir zaman insanlar tarafından belirli bir ölçekle tanımlanamaz.

    Ensest tiksinen yapmasın, ama kötüdür diye zorlayamaz diyen sizler; neden İslam’da çokeşlilik olmasını sindiremiyor Peygamberin evliliklerini İslam’ı karalamak yönünde kullanıyorsunuz, isteyen istediğini yapamaz mı? (bu evlilik modeli bazı mevcut kurallara bağlıdır elde yetimler olması onların adaletsizliğe maruz kalması korkusu gibi) Hepimiz biliyoruz ki müslüman birisi ensest bir ilişki yaşasa, internette eleştiri bombardımanına tutacaksınız. Cinsellik ucu açık özgürlük olduğu müddetçe “toplumsal fayda” açısından çoklu (kadın/erkek çok sayıda) cinsel ilişkiyi, fuhşu, eş değişimi gibi kavramları hangi kategoriye alacağız? Müslüman birisi 400 kadın alsa onu kötülükle suçlayacaksınız ama bir yandan da hoşunuza gitmemesine rağmen kendi yasalar sınıfında zararsız sınıfında göreceksiniz; bu durumda toplumsal değerleri nasıl oluşturacağız? Toplumsal değerler net bir şekilde belirlenmeden toplumsal faydayı betimlememiz mümkün mü? Medyada 400 kadın alan bir adamın mutlu mesut hayat yaşamasının reklamı yapılsa bu toplumsal etki açısından fayda mı doğurur zarar mı; peki ikimizin fikri çelişirse hangisini uygulamamız gerekir, bu reklamı sansürlemek mi sansürlememek mi toplumsal faydayı sağlar? Mesela birisini uyutup, onunla cinsel ilişkiye girsek ve uyandığında haberi bile olmayacak şekilde ondan faydalansak bu toplumsal fayda açısından kötü kategoride midir, iyi kategoride mi?

    “Toplumsal fayda/değer/normlar” konusunun çıkmazı o kadar büyük ve karmaşık bir konudur ki 19.yy da bu karmaşık konu büyük bir sosyal bilime dönüşmüştür adı da Sosyoloji’dir. Sosyoloji ise yapısı gereği, asla kesin hüküm veremez, sadece sorgular, eleştirir, fikirler çatışır ama net bir fikir odaklığına varılamaz.

    Yani özetle, toplumsal fayda dediğiniz şey de her zaman belirsiz ve soyut bir kavram olarak kalacaktır.
    Davranışları istediğiniz kadar toplumsal faydaya göre değerlendirelim deseniz de ancak belirsizlik üzerine çığırtkanlık yapmakla kalacaksınız.

    Bu durumda en kolay yoldan toplumsal faydayı tek bir adamın belirlemesinin bizi bu yükten kurtaracağı fikrini toplumun yarısı savunsa (krallık/saltanat/padişahlık) yarısı demokratik rejimi kendi açısından daha faydalı görse; toplum açısından hangi yönetimi seçeceğiz? Her durumda bir diğer rejim yarı kitleyi memnun etmeyecek ve yarı kitleyi memnun etmediği için onlara zarar verecektir.

    Hayır, kimse müslüman bir ailede doğduğu için müslüman olmuyor.
    Müslüman ailede doğduğu için ateist olan var.
    Müslüman ailede doğanlar genellikle KURAN’IN ANLAŞILDIĞI ANLAŞILARAK OKUTULDUĞU ARAŞTIRILMAYA SEVK EDİLDİĞİ bir ortamda doğmuyorlar ve gene kendileri “Gerçek/saf islamı” bulmakla yükümlüler. Zira müslüman ailede doğdum sananların %99 u Uydurulan dini kulaktan dolma bilgilerle öğreniyorlar, öğrendikleri de uydurma din. Yani kendileri araştırmak, bulmak ve öğrenmek zorunda.

    Ateist bir ailede doğan bir çocuk nasıl ki ateizmin anlamsızlığını hissedebilir, hayatına anlam katma arzusu ile ve dinleri sorgulayarak ilerleyebilir ise; müslüman bir ailede doğan çocukta kendisine sabit bir şekilde dayatılan dini kuralları da sorgulayabilir, hoşlanmayabilir. Zira insanlar sadece ailesinden duyduğu edindiği bilgiye göre yaşamıyor. Yaşadığımız hayat sosyal bir hayat ve bir sürü farklı fikirle bir sürü farklı insanla yüz yüze geliyor, etkileşimde bulunuyoruz. Her zaman sorgulamamız, düşünmemiz için fırsat var. Bir çocuğa ateizmi, müslümanlığı empoze etmeye çalışsak da o çocuk aklını çalıştırmaya, sorgulamaya başladığı an kendi yolunu kendi düşüncesini sorgulayıp oluşturmaya başlayacaktır.

    Din ile ilgisiz bir ailede büyümeme rağmen benim bugün İslam hakkında blog yazıyor olmama rağmen; müslüman ailede doğup ateist olan bir sürü tanıdığım varsa; sorun ailede değildir.

    Gerçek İslam’ı bulan çoğu arkadaşım (%98’i) bu bilgiyi ailesinden ve hatta yan masadaki okul arkadaşından öğrenmedi. Kendi beyinlerini çalıştırdılar.

    Yeryüzünde sanıldığı kadar çok din yok.

    – Ateizm
    -Agnostizm
    -Monoteizm
    -Politeizm

    4 büyük başlıkta inançlar var. İlk başta kişi Tanrı yok, Tanrı var ve tek, Tanrılar var, Tanrıyı bilemem; görüşleri arasında seçim yapar. Hangisi mantıklı ise onu seçer. Eğer dinler arasında bir seçim yapacaksa da 1000 tane din incelemesine gerek yok. Monoteist dinler İslam, yahudilik ve hristiyanlık kadar sınırlıdır. Politeist inançlar temelde her zaman ruhçuluğa/spiritualizm e bağlanır.

    Son cümleniz olan, Allah belki herkesi cehenneme atacak nasıl güvenelim önermeniz, aşırı şüpheciliktir. Allah’ın var oluşunu da ortadan kaldırmaz. Kişi isterse şüpheciliği seçerek, Allah’ın varlığını kabul ederek yaşayabilir, isterse de Allah’ı tanımaya çalışarak edindiği güveni yeterli görerek, şüpheciliği seçmez. Bu konudaki şüphecilik bizim için Allah’ın var olduğunu ortadan kaldırmaz, yok olduğunu da kanıtlamaz.

    ATEİZMDE
    Yorumunuzda enseste ve eşcinselliğe cevap vermişsiniz. Ateizm ontolojisine göre, sizin de verdiğiniz cevapta da olduğu gibi bunlar iyi veya kötü kavramlar değil kişilerin uyguladığı herhangi davranışlardır ve kişiler tiksiniyorsa yapmaz. Kötü şeylerdir diye de kimseye dayatmaları mantıki olmadığı gibi (sizin de yazdığınız gibi) iyi şeylerdir diye de dayatamazlar. Kimine göre normaldir kimine göre anormal. kişilere uyar ya da uymaz. Ben de bunu anlatıyorum zaten, ateizm ontolojisinde ahlaki kavram, iyi-kötü-uygun-uygunsuzluk gibi davranış kavramları yoktur. Kendinizde “faydacılık/haz verme/içsel olarak hoş bulma/beğenmeme” kavramlarına göre toplumsal genelleme yaparak kendinizce yasalar uygulatmaya çalışıyorsunuz. Cinayet çeşitleri bile toplumsal açıdan ayrıntılı farklılaşmakta. Kimine göre cinsellikle alakalı konular toplumsal faydaya zarar verebilir kimine göre vermez. Faydacılık kavramını bireyler, bireysel yaşamına göre değil genelleme yaparak uygulamaya kalkınca da belirsizlik hakim.

    Selamlar.

  2. Ben de zaten sizin yorumunuzda da görülebileceği gibi, ateizmde ahlaki kavram olmadığından, toplumsal fayda açısından ancak otorite tarafından kurallar oluşturulabileceğinden bahsediyorum. Oluşturulan kurallar ise fayda açısından gene eleştirilebilir, yetersiz ve belirsiz olabilecektir. Ateistler bireysel hayatlarında belirli ahlaka sahip olmadıklarından ve insan bireysel olarak toplum faydasını gözetmekle alakası olmayan bir sürü fiil yaptığından tüm davranışları ilkesiz, belirsiz ve temelsiz bir şekilde nitelenecektir.

  3. SORU

    Toplumsal faydada uzlaşılabilir. Cinayetin, hırsızlığın yasak olmadığı bir ülke görmedim. Fuhuş bazı ülkelerde yasak olabilir, zorlama ve aldatma olmadığı müddetçe cezalandırılmayabilir toplumla ilgisi yoktur.

    CEVABIM

    E zaten cinayet/hırsızlık/tecavüz/işkence bu konuda uzlaşılabilse bile pek çok konu toplumsal fayda açıdan tartışma yaratıyor dedim. Üstelik de cinayet bile alt başlıklarda toplumsal fayda ile alakasız olabileceğinden farklı kategorilerde tartışma yaratabilir dedim. Fuhşun bazı toplumlarda, toplum için kötü görülmesi bazı toplumlarda alakasız görülmesi de tartışma sebebidir. Fuhuş bireysel hayatlar için bazıları için zararlı görülüyorsa, toplumu da etkileyecektir, bu düşünceye karşı çıkanlar olabileceği gibi çıkmayanlar da var. Bireyler her zaman kurallar da çatışacaktır.

    Toplumsal faydanın belirsizliğini anlatmama rağmen ısrarla uzlaşabiliriz diye cevap geliyor, e ben de uzlaşamayacağımızı söylüyorum e gene çeliştik.

    Fuhşu toplumsal fayda kategorisinde nasıl değerlendireceğiz, siz toplumla ilgisi yok diyorsunuz, bense kadın kimliğine zarar verdiği için bu zamanla toplumsal yapıyı bozacaktır diyerek cezalandırılması gerektiğini söyleyebilirim. Görüldüğü gibi toplumsal fayda da belirsiz olduğu gibi, bireyler bunu belirlerken çatışabilir. Demek ki toplumsal fayda ile oluşturulan kuralların, toplum için mutlak doğru olduğu bilinemez, dahası olası toplumsal kaos ve çatışmaları engellediği gibi bir anlamda çıkmaz. Toplumsal düzeni sağlayamaz. Toplum ancak her bireyin değişimi ile huzur bulabilir. Çünkü yasalar net bile olsa kurallara uymayanlar olacaktır. Aynı Kuran’da Rad Suresinde birey olarak içimizdekileri değiştirirsek toplumun düzeleceğinin söylendiği gibi.
    Tekrar gelen soru da, fuhuşun ”zorlama” olursa yasaklanabileceği söylenmiş e zaten bu durumda bu tecavüze girer ki ben en temel işkence/tecavüz yasağı olabilir başka çelişkiler var diye örnekler verdim. Açıkça Fuhuş örneği veriyorum, toplumu ilgilendirmez diye cevap geliyor. E ben de bunu diyorum zaten bazıları da toplum faydası ile ilgili görüyor! Bir çocuğun babasını bazı gerekçelerle öldürmesi de toplumsal fayda ile alakalı değildir, çocuk ”babam psikolojimi bozdu annemi aldattı” derse ne yapıyoruz herkes burada çocuğun haklılığını farklı değerlendirebilir diyorum. E zaten ”fuhuş toplumu ilgilendirmez” derken bile aslında toplumsal fayda ile alakalı olmayan pek çok toplumsal sorun oluşabileceğini ve hatta toplumsal faydacılığı belirleme de çelişki olabileceğini gösteriyorsunuz. (Mesela ben toplumsal faydaya zarar verir diyorum siz ilgilendirmez diyorsunuz.)

    Toplumsal yasalar, dini kurallar örnek alınarak oluşturulmuştur. Çok ilginç değil mi?
    Şuan bireysel hayatların bir parça huzuru kaldıysa dini kuralların oluşturduğu toplumsal normallerden ötürü. Misal pek çok arkadaş, ”bana yalan söyledin” diyerek bir konuda dürüst olduğu için arkadaş grubunda haklı olarak addedilecektir.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

This blog is kept spam free by WP-SpamFree.