Yahudilerin 1000 Sene Yaşama Hırsı

Yaşlı bir tanıdığım geçenlerde beyin kanaması geçirdi. Ben de o gün tüm günümü hastahanede oradakilerle geçirdim. Çocukları, torunları başında toplandı. Bir sürü kişi ziyarete geldi. Herkes korkmuş paniklemişti. Kaygı, telaş, ümit, tedirginlik içerisindeydiler.
Haliyle önemli olan bu olayda tüm tanıdıklar bir araya gelmişti. 
 
İnsanlar normal yaşantısına Allah’ı katmadığı, bilincini Ahiret gerçeği ile harmanlamadığı için, bu en kritik anlarda bile Ahireti, Allah’ı hak ettiğince hatırlamadılar. Dünya yaşamının gerçek amacını yeterince idrak edemediklerinden, ahiret gerçeğine de kimse pek önem vermemişti belli ki. Allah, inanıyorum diyip geçenler ama aslında umursamayanlar için ne kadar önemsendiyse o kadar önemsendi. Hatta Ahiret’den Allah’dan bahsedilmedi bile. ”Allah yardım etsin, Allah izin verirse ayaklanacaksın” gibi laf arasında yapılan dualar dışında tabi.
 
İnsanlar o kadar ölümü iteliyor ki hayattan, çok yaşlı tanıdıklarının bile bir gün ölecek olmalarını ne idrak ne kabul ediyorlar. Pek çok kişi, artık yaşlılıktan yürüyemez hale gelmiş, çok sevdikleri yaşlı bir ünlü, ağır bir hastalığa yakalansa ”aman ölemez, sakın ölmesin” gibi yorumlar yapar. Sanki ölüm diye bir şey yok! İnsanlar sürekli yaşamalılar, bu dünyada kalmalılar gibi gizli bir algı var.
 
Çok yaşlı birinin daha ne kadar yaşamasını umabiliriz ki, 5 sene mi, 10 sene mi? Sanki çok çaba sarfetsek, çok istesek, hasta olup iyileşen, sevdiğimiz biri 1000 sene yaşayabilecek gibi, ölümün ertelendiği düşünülüyor. Oysa gençler bile çok mu farklı yaşlılardan? Gençler daha mı uzak ölüme? 
 
Elbette ”Pınar, bir isteği sen de amma küçümsedin. İnsan bu, yakını, sevdiği için tabi ki üzülecek, yanında biraz daha kalsın isteyecek” diyenler olabilir. Ben de buna karşı bir şey demiyorum tabi ki. Çok yaşlanmış bir sevdiğimi kaybedince üzülmem, hüzünlenmem; iyileşse sevinmem; demiyorum tabi ki. Ama akıllara da iyice yerleştirilmesi gereken bir gerçek var. Eğer Allah izin verir de bir sevdiğimizi bize bağışlarsa; şu geçici ve kısacık dünya hayatında er-geç gelecek olan ve geldiğinde atlamayacağımız o ölüm anına dek bize sevdiğimiz kişiyle olmamız için lutuf da bulunuluyor. Hastalık, kaza illa yaşlı birine değil, çok sevdiğimiz genç birinin de başına gelebilir. Her durumda yapmamız gereken Ahiret gerçeğine sıkıca tutunmak ve Allah’ı unutmamak daima O’nu umursamaktır. İnsan tabi ki sevdiği birini kaybetmek istemez. Kaybettiğindeyse ölene dek onun hasretini taşıyabilir, yanımda olmasını çok isterdim diyebilir. Allah’a da isyan etmemek mühim elbette. Tüm bu duygular yaşanırken unutulmaması gerekiyor Allah’ın varlığı ve Ahiret gerçekleri. Eğer ki bizim ölüme karşı üzüntümüz, iyileşmeye karşı sevincimiz Ahiret bilincini taşıyarak yaşanıyorsa ne mutlu. Hele ki sevdiğimiz herkes takva peşinde koşsa, Ahirette kavuşma ümidi çok çok yakın. 
 
Ama işte, niyeyse insanlar da ölüme karşı tuhaf bir algı var. Sanki ölümü bir defa atlattıklarında hiç başa gelmeyecek! Bir hastalıktan, kazadan kurtulunca tamamen paçayı sıyırmış gibi bir algı! Hatta kanser olup iyileşip ”kanseri, ölümü yendim be” diyip, dünyanın geçici olduğu idrak edilmesi gerekirken, tam tersi dünya alemi yapan daha da haram işlerin peşinden koşanlar var. 
 
Bir de işte dünya hayatı 1000 seneymiş gibi şu dünyaya yatlar, katlar inşa etmeye çalışan; hırsla dünyalık meseleleri kovalayan insanlar var. Oysa insan 20 sinde zengin olsa yaşlanmadan zenginliği yaşamasına anca 40 sene var. Bu da oldukça kısa. Hatta 1000 sene de zevki-sefa içinde yaşandığında o kadar kısa ki. Eğer her birimiz 1000 sene yaşasaydık gene dünyalık bu süre bize kısa gelecekti. Çünkü eninde sonunda biten ve her an bitebilecek olan bir süre olacaktı. Bize yetersiz gelecekti. Hele ki sonsuzluğun yanında 40, 50, 500 sene ne ki! Matematikde sonsuz sayısını iyice düşünenler, 50’nin 500’ün sonsuz yanındaki önemsiz değerini görürler. 1 sayısının yanına sayfalarca sıfır atmamız bunu anlamamız için yeterli. 
 
Şu kısacık dünya hayatına, kısa olduğu için bağlanmak yerine, sırf Allah idrak edilemediğinden ”gençlik bir kere yaşanır vur patlasın çal oynasın” anlayışında insanlar. İyi bir mevkiye gelmeyi bile hayır duygusu ile değil, para ve itibar için istiyor insanlar. Pek çok insan işine ya da dersine bu dünyevi hırsla çalışmıyor mu? Dünyevi zevkler için değil mi tüm bu hırslar?
 
Onlarca yaşlı insan yanımızdan geçip giderken, şu bilinen sona giden hayatta ”kendi eseri olmayan” güzelliği ile övünmeye kalkmıyor mu insanlar? 
 
Şu kısacık dünya hayatında oyalanacak neler var ki? Para, lüks, mal, mülk, güzellik, dış görünüş, dış kalıplar, makam, mevki, şöhret…
Çocuklarının başarıları ile övünüp durmuyor mu bazı anne babalar? Benim çocuklarım harika duygusu ile oyalanıp, ahirete gelince umursamaz olmuyorlar mı? Kaç anne-baba var çocuklarının ahireti için telaş eden? Çocuklarını da geçtim, önce kendi ahireti için telaş eden kaç anne-baba var?
İnsan önce Allah’ı ilk planda tutuyorsa önce kendinin Allah rızasını kazanıp kazanmayacağı için endişe etmelidir. Eğer önce eşim, çocuğum kurtulsun gibi bir duyguya kapılırsa bu onları Allah’dan daha çok sevdiği anlamına gelir. 
Uydurma şeyhler gibi ”müridlerim için ben yanarım” duygusu yoktur müminde! Bu yüzden bu dünyadaki evlatlarının, eşinin, yakınlarının kendisini kurtaramayacağını bilir. 
 
Mal, mülk, evlatlar…
 
İşte, tüm bu hırs, içi boşaltılmış hayatlar geçici olan şeyler için… Bunları elde ederek büyüyen kibir ve daha da dünyalık yaşama isteği… Oysa mümin elindeki her nimet için Allah’ı hatırlayarak, şükrederek tüm bunları lutuf haline getirir. Tüm dış kalıpların Allah’ın lutfu olduğunu bilir. 
 
Ahirete gittiğimizde Allah’a süper lüks dairemizi, boyalı saçlarımızı, kaşımızı gözümüzü, oğullarımızı değil kendi eserimiz olan ”ahlakımızı” sunacağız ve buna göre değerlendirileceğiz. Dileyen 1000 sene yaşama arzusuna kapılır, dileyen dünyalık değil ahiretlik yaşar… Seçim insanın…
 
Dünyalık yaşayan için yaşlanınca bile kopmak zor gelir bu ömürden. Nasıl başladığını, geçip gittiğini, bittiğini anlayamaz. ”Ah gençlik” der, her birimizin bir gün diyebileceği gibi. Elindeki ömür çer-çöp olacaktır dünyalık yaşayana. Çok değil, çevremde gördüğüm en yaşlı kişi 80 ‘e kadar yaşamıştır. Bir yerden sonrası da zaten yaşlılık… Hoş 1000 sene yaşasak ne fark eder, Ahiret gerçeği önümüzde beklerken…
 
 
Allah da tam bu konuda Yahudileri örnek vererek ibret almamızı istiyor…
 
Onları, yaşamaya en düşkün insanlar olarak bulacaksın, putperestlerden bile fazla… Onlardan her biri bin sene yaşamak ister. Oysa, uzun yaşaması onu azaptan uzaklaştırmaz. ALLAH yaptıklarını görendir. (Bakara Suresi, 96)
Henüz vakit varken ibret almamız gerekiyor.
 
Bu kadar kompleks bir sistemle tasarlanmış insan vücudu…
Tek bir pıhtı.
 
Yanlış bir yerde atacak tek bir pıhtı ile felç kalacak, konuşamayacak hale gelen insan… (Allah korusun) Ama Allah koruyor işte! Allah milyonlarca insanın vücudunda böyle bir yanlışlığı engelliyor. Çevremizden her an yüzlerce sağlıklı kişi geçiyor, yakınlarımız senelerdir sağlıklı diye bu tasarımı ve lütfu iyi idrak edemiyoruz… Bir an bir tanıdığımıza bir şey olsa afallıyoruz. Oysa olmaması lütuf olan.
 
Şu koca damar ağında atacak yanlış bir pıhtı kadar hayata bağlıyken, keşke dünyaya bağlılığımız da bu kadar ince olsa…

“Yahudilerin 1000 Sene Yaşama Hırsı” için 1 yorum

  1. Sevgili Pınar Kardeşim;

    Birbirinden güzel yaklaşımlarını, Yüce Allah’ın öğütleriyle harmanladığın yazını, ilgi ve merakla okudum.

    12 senedir Almanya’ da yaşıyorum. Yasin suresi’ nde bahsedilen şekle bürünmüş öğüt almaz insanlara tanık oluyorum. Daha birçok ayet’te bahsettiği azgın insanların var olduğuna şahit oluyorum. Allah bizlere vaat ettiği Cennet’ini bahş etsin inşallah.

    Allah, gönlünce bir ömür yaşamayı nasip etsin. Herşey gönlünce olsun. Allah’ın izniyle Yolun ve bahtın açık olsun.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

This blog is kept spam free by WP-SpamFree.