Allah’ın Yarattığı Nimetleri Bozmak Şeytan İşidir!

 

 

Şu anda yeryüzünde para uğruna sayısız çirkinlikler yapılıyor. İnsanları kötülüğe, çirkin işlere, dünyalık yaşamaya çağıran sayısız propagandalar mı dersiniz; adaletsiz gelir dağılımı mı dersiniz; bir sürü bozgunculuk türü saymak mümkün.

İnsanların ruhsal ve bedensel sağlığına karşı savaş açanlar bin türlü…
Bir de insan sağlığına dolaylı gözükse de aslında bire bir savaş açanlar var. Doğaya, hayvanlara, doğal gıdalara, Allah’ın en güzel biçimde kurduğu doğal sisteme karşı bozgunculuk yapanlar var. Şehirlerin öylesine düşünülmeden, tamamen para kazanmak için, bilinçsizce beton yığınlarına çevrildiği, insanlara ailesi ile doğru düzgün nefes almaya bile yer bırakılmadığı, hele ki büyük şehirlerde artık bahçe görmenin lüks sayıldığı ülkemiz, doğaya karşı bozgunculukta tek başına değil. Yeryüzünün her yerinde, neredeyse bütün insanlık doğaya karşı savaş açmış durumda.

Nehirlerin kirletilmesi, ormanların yok edilmesi, kutup ayılarının neslinin tükenmesi gibi klasik olayları saymayacağım. Birebir aslında tecrübe ettiğimiz temiz havadan, gerçek/doğal gıdalardan mahrum bırakılmamız gerçeğini hatırlatmak isterim. Şuanda soframıza gelen, evimizde buzdolabına giren pek çok gıda maalesef aslında doğallıktan çok uzak. Kendi adıma söyleyeyim, gerçek bir karpuzun, domatesin tadını alamadığım bir yaz geçirdim. Para kazanmak uğruna yumurtanın, domatesin, her çeşit meyvenin, tohumun, tavuğun, hayvan etinin, pek çok şeyin yapısını değiştirdiler. Yapay gıda mı olur? Allah zaten en kaliteli halini bizler için tasarlamış, olması gerektiği zamanda besinleri ne şekilde sağlımıza yarar halde faydalanabileceğimizi göstermiş.

Bundan çok değil, belki yirmi sene önce, durum daha farklıydı. Köy yaşamı görmüş bir insanla sohbet ettim. “Tavuklar böyle değildi, domatesi keserken kokusu yayılırdı, her şey doğaldı” diyor. Bense, domatesin zehir gibi tadından ötürü çöpe attığımı bilirim, resmen içi ilaç kokuyordu. Araştırmama göre, eskiden 90 günde yetiştirilen tavuklar, artık 1.5 aylık bir yaşama mahkum ediliyor. Sahte/kimyasal yemler kullanılarak veya genetik oyunlarla, hem hayvanların hem onlardan beslenen bizim sağlımız bozuluyor. O kadar kötü koşullarda, karanlık, daracık, hareket edemeyecekleri yerlerde yaşıyorlar ki. Bunun kötülüğünü ise aslında bizler görüyoruz.

Doğal bir şekilde büyütülmeyen tavukları yemek demek; aslında kendi kendimizi zehirlemek demek. Dana, inek, koyun gibi hayvanların da benzer şeylere maruz kaldığını söylememe gerek yok sanırım? Yediğiniz etin sağlıklı olduğundan emin misiniz? Ben değilim. Tüm bunlar çabuk ve çok sayıda üretip, daha fazla kazanmak uğruna. Halbuki, her şeyin doğalını uyguladığımızda gene kazanacaklar, bizler de her şeyin daha sağlıklısını yiyeceğiz. Üstelik doğalını uygulamak, geniş çerçeveden bakıldığında, daha ucuz bir üretim anlamına bile gelebilir. İzlediğim bir belgeselde, besinlerin dayanıklılık adına, genetik olarak değiştirilmesinden bahsediliyordu. Her yıl Amerika’da 73.000 kişi gıdaların yanlış üretiminden ötürü, yediklerimizde üreyen E.coli bakterisi yüzünden ölüyormuş. Fast food zincirlerinin kullandığı etlerin bozulmadığını (!) ufak bir araştırmayla bulabilirsiniz. Marketlerdeki gıdaların aslında ne kadar güvenilmez olduğunu da içindekiler bölümünü inceleyip anlamak hiç de güç değil. Şeker hastalığı, kalp rahatsızlıkları gibi pek çok hastalığın görülmemiş oranlara geldiğine girmiyorum, tüm bunların neticesini insanlık en başta kanser olmak üzere birçok hastalıkla ödüyor.

Tüm bunlar yüzünden, yararlandığımız hayvanlara iğrenç bir hayat yaşatılıyor, hem de bire bir bizlere yaşatılıyor. Fabrikalarda yetiştirilen tavuklar, biz daha çok yiyelim diye öyle oyunlarla şişiriliyor ki, kendi ağırlıklarını bile taşıyamıyorlar. İlk kez doğa ile buluşan ineklerin, nasıl çayırlarda zıplaya zıplaya sevindiklerinin gösterildiği videoyu belki izlemişsinizdir. Çayıra ayak basmayan inekler olduğunu ve hatta bizlerin de bu ineklerle besleniyor olduğunu düşünmek durumun vahametini açığa çıkarmaya yetiyor.

Şuanda yeryüzünde doğal gıdaların ciddi anlamda birileri tarafından, bizleri kötüye götürecek şekilde değiştirilmesi söz konusu. Çiftlik hayvanı dediğimiz, bizim etlerinden faydalandığımız pek çok hayvanların doğallığının bozulması söz konusu. Hem meyvelerin hem hayvanların gerçek yaratılışını; pek çok şeyin aracılığı ile (yemler, ilaçlar, yetiştirme, genetik müdahaleler vs) değiştiriyorlar. Oysa, hayvanları doğal ortamlarında, açık havada büyütürsek, onlar zaten doğal bir şekilde beslenir, bu doğrudan bizim sağlığımızı da iyi yönde etkiler, hatta doğal yaşadıklarından, işletmelerin pislik temizlemek için harcadıkları giderler bile en az seviyeye düşer.

Kuran ise, işte tam da bu anlattığım olayların, hayvanların ve gıdaların yaratılışının bozulmasının aslında şeytanın bir emri olduğunu söylüyor ve bizleri temiz gıdalar yemeye teşvik ediyor:

Sana kendileri için nelerin helal kılındığını soruyorlar. De ki; “Sizin için temiz ve iyi şeyler helal kılındı… (Maide Suresi, 4)

Allah sağlıklı ve iyi beslenmemiz için sayısız güzellikte gıdalar yarattığına dikkat çekiyor, birileri de gelip işte bu gıdaların, meyvenin, hayvanların yaratılışını, doğal halini bozuyor (Bkz: Nahl Suresi 114.ayet). Doğaya karşı bozgunculuk zaten açıkça Rum Suresi 41.ayette yasaklanmış.

Ey insanlar! Yeryüzündeki şeylerin helal ve temiz olanlarından yiyin! Şeytanın izinden yürümeyin. Çünkü o sizin için apaçık bir düşmandır. (Bakara Suresi, 168)

Ayetlerde de bahsedildiği gibi, görüyoruz ki, doğal yaratışı bozmak, hayvanların doğal yaratımı ile oynamak, gıdaların doğal yapısını bozmak şeytanın pisliğidir ve eğer müminsek şeytanın adımlarını izlemememiz gerekiyor.

“Yemin olsun, onları saptıracağım, onları hurafelere iteceğim. Onlara mutlaka emir vereceğim de hayvanların kulaklarını yaracaklar; onlara muhakkak emredeceğim de Allah’ın yaratışını değiştirecekler.” Kim Allah’ı bırakıp da şeytanı yandaş edinirse açık bir hüsrana kesinlikle yuvarlanmış olacaktır. (Nisa Suresi, 119)

Allah’ın yarattıklarını bozmak, doğal yaşamı tahrip eden fiiller şeytan işidir. Bu yüzden doğayı tahrip eden her türlü kötü davranışa, müminler karşı durmalıdır. Bu da fabrikasyon pazara değil elimizden geldiğince organik pazara dönmekle olur. Bizler organik ürünler talep ettikçe, üreticiler de ister istemez talep edileni üretme durumunda kalacak. Arz/Talep meselesi organik üretimi arttıracaktır. İnsanlar neye yöneliyorsa, üreticiler de onu yatırım olarak görüyor.

Gıdalara, hayvanlara, insanlara, doğaya karşı açık bir zulüm işleniyor, hem de görüldüğü gibi Allah’ın pek çok emri görmezden geliniyor. İnsan sağlığına zarar veriliyor, doğal gıdalar bozuluyor, doğal işleyiş para uğruna heba ediliyor. Oysa Allah Kuran’da bize helal ve temiz gıdalar yememiz gerektiğini bildiriyor:

Ey iman sahipleri! Size verdiğimiz rızkların temizlerinden yiyin ve – eğer kendisine kulluk ediyorsanız – Allah’a şükredin. (Bakara Suresi, 172)

Zararlı gıdalardan kaçabildiğimiz kadar kaçmalı, aşımıza zehir katan pazara para kazandırmamalı ve insanlarca bozulmamış temiz gıdalara erişmek için çabalamalıyız. İslam, işte böylesi güzel bir yaşam peşinde duyarlı kafalar istiyor. Tıpkı Kuran’da örnek gösterilen Ashabı Kehf’in yaptığı gibi:

…“Ne kadar kaldığınızı Rabbiniz daha iyi bilir. Şimdi siz birinizi şu gümüş para ile şehre gönderin de baksın, hangi yiyecek daha temiz ise, ondan size yiyecek getirsin. Fakat çok dikkatli davransın ve sakın sizi kimseye sezdirmesin. ” dediler. (Kehf Suresi, 19)

Hayvanların otlanması için dünyada yeterince geniş araziler var. Hem bizler için, hem hayvanlar için dünyanın büyüklüğü oldukça yeterli. Dünya’da besinler içinde fazladan rezervler mevcut. Günlük kazancı trilyonları bulan küçük bir kesim ve bunca nimetler içinde açlık çeken milyonlar var. Boş arazileri, insanların en sağlıklı biçimde yaşamlarını sürdürmeleri yönünde kullanmamız gerekiyor. Bu da doğayı en iyi şekilde korumak, hayvanlara da doğal yaşamlarını geri vermek demek. Her yere bina dikelim, olmadı başka şeyler inşa edelim ki hep boş arazilerden para kazanalım, ağaç filan kalmasın mantığı büyük şehir insanının psikolojisini de bozmuş durumda. Psikologlar her bahar geldiğinde, depresyon, stres, kaygı gibi büyük sorunları aşmak için insanlara temiz havada yürüyüşler tavsiye ediyor. Sokakta yürürken, evlerin önünde bahçe görmek imkansızlaştı ama bazı özel ailelerin(!) evlerinin balkonuna havuz yaptırma modası başladı. Para için elbette tüm bunlar. Halbuki, kaliteli şehir planlama yapılsa, bütün evler arasında belirli mesafe kuralı olsa, her evin önünde küçükte olsa oturulacak, bitkiler dikilebilecek alanlar ayrılsa, çok katlı yapı tarzlarının yol açtığı görüntü kirliliği ortadan kalksa insanoğlu için daha hayırlı sonuçlar doğacak.

Hayvanların doğal beslenme, barınma, büyüme şartlarını değiştirmek insanlığa karşı işlenen bir suçtur. Bizim de doğal gıdalarla beslenme hakkımızın ihlal edilmesi demektir. Allah’ın yarattıklarının nasıl değiştirildiğini çok güzel anlatan Food, Inc. (Türkçe çevirisi Gıda, Ltd. ) belgeselini izlemenizi tavsiye ederim. 2009 da gösterilmiş bir belgesel. Vikipedi’de şöyle tanımlanmış:

http://en.wikipedia.org/wiki/Food,_Inc.

http://tr.wikipedia.org/wiki/G%C4%B1da,_Ltd.

 

 

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

This blog is kept spam free by WP-SpamFree.