100 Yıl Sonra Torunumuz Bile Ölmüş Olacak!

 

43rtetetet

Küçük bir matematik yapalım ve dünya hayatının kısalığını görelim.

Bu yazıyı okuyan her yetişkinin önümüzdeki yıllar içinde bir çocuk dünyaya getirdiğini düşünelim. Örneğin 2021 doğumlu bir çocuğumuz olsun. O çocuğun da 25 sene sonra kendi çocuğunu dünyaya getirdiğini varsayalım. Yani, bugünden 30 yıl sonra 2046 yılında hepimiz torun sahibi oluverdik. Torunumuz, 2046-2116 yılları arasında 70 yıllık ortalama bir ömür sürmüş olsun. 2116 yılında, yani tam 100 yıl sonra, bırakın bizleri, bırakın henüz doğmamış çocuklarımızı, torunlarımız bile ölmüş olacak. İşte dünya hayatının geçiciliği… İşte gözlerimizi boyamış dünyanın gerçeği… İşte birbirimizi yediğimiz dünya bu kadarcık…

İşte size dünya hayatı dostlar… Şaşırdınız mı? Şaşıracak bir şey yok aslında. Çünkü bundan 100 sene önce de birçoğumuzun dedesi ve ninesi doğmamıştı bile. Uğrunda her şeyi yapmayı göze alabildiğimiz dünya yaşamı gerçeği işte budur.

Oyalanarak heba ettiğimiz, birbirimizle tüketim yarışına girdiğimiz ve malımızla, çocuğumuzla, ırkımızla, bedenimizle övünüp durduğumuz dünya hayatının hepsi bu kadarcık. Biz, gözü dünya hayatından başka bir şey görmeyenler, 100 yıl sonra torunumuzun bile ölmüş olacağı bir hayata yatırım yapıyoruz aslında. Böylesine kısa bir yaşam için birbirimizin gözünü oyuyoruz. Bize sadece şu anı veren, başka da bir şey vermeyen bir yaşam için.

Yoksa siz hala bu hayatın hastası mısınız? “Şu dünya hayatımızdan başkası yok. Biz diriltilecek de değiliz. En’am Suresi,29” mi diyorsunuz? Alın o halde, geçici bir süre daha nimetlenin bu hayatla.

Size verilen her şey, geçici dünya malıdır. Allah katında bulunanlar ise daha iyi ve daha kalıcıdır. Bu ödül, iman eden ve Rablerine dayanıp güvenenler içindir. Şura Suresi, 36

Tabi bazıları dünya hayatının çok kısa olduğunu fark edince yanlış bir yöne sapıp, “Tamam o zaman, madem hayat çok kısa, her anın tadını çıkartalım, zevk ve sefa sürelim, her aklımıza eseni yapalım!” diyorlar. Oysa geçmişte de böyle anı yaşayan insanlar çok oldu ve ne gönülleri tatmin oldu, ne de mutluluğa erişebildiler. Çünkü onlar da bugünkü boş kitleler gibi en önemli şeyi atladılar: Allah’ın varlığını. Allah için yaşamayı atladılar. Allah için yaşamadıktan sonra, Allah’ı hatırlamadıktan sonra, Allah’ın istediği gibi bir hayat süremedikten sonra elbette hiçbir şey bizi tatmin etmeyecekti. Madem ömür kısa, anı yaşayalım, zevk sürelim değil; madem ömür kısa, kendimizi ispatlayalım, imanımızı ispatlayalım, bu kısacık hayatı Allah’ın istediği gibi hayırlı bir kul olabilmekle geçirelim demeleri gerekirdi. Sakın bundan da, mümin olanlar hayattan hiç zevk almazlar, eve kapanıp devamlı namaz kılarlar gibi anlamlar çıkarılmasın. Bilakis, zaten hayattan en çok Allah ile olanlar zevk alır. Ben bunu imanlı şekilde yaşayarak görüyorum ve başka müminlerden de onay alıyorum. Gönlümüzü var eden Allah, gönlümüzde kendisine yer yoksa, gönlümüzü tatminsiz bırakacak şekilde bizi yaratmış. Zaten Kuran’ın kendisi de hayattan zevk almamaya karşıdır: “Allah’ın sana verdikleri içinde ahiret yurdunu ara, dünyadan da nasibini unutma… Kasas Suresi,77”

İzlediğiniz siyah-beyaz yabancı filmlere bir göz atın örneğin. Ben izledikten sonra oyunculara baktığımda hemen hepsinin ölmüş olduğunu hatta çocuklarının bile ölmüş olduğunu çok rahat görebiliyorum. Ne o eski ünlü oyuncular kalmış, ne de onların o elit dostları. Son model diye aldıkları arabalar şimdi müzede. Hayran hayran baktığımız o pahalı giysileri, takıları, havalı evleri… Hiçbirini ne yanlarında götürebilmişler, ne de çocuklarına kalmış. Çünkü çocukları da ölmüş!

Mal ve çocuklar dünya hayatının süsüdür. Barışa ve hayra yönelik kalıcı eylemlerse, Rabbin katında sevapça da üstündür, beklenti bakımından da. Kehf Suresi, 46

Eğer ateistseniz işiniz çok zor. Ortalama 100 sene sonra torununuzun dahi öleceği bir hayatta kendinizi buldunuz. Allah yok diyorsunuz ama öte yandan ne olduğunu anlayamadan hayatınızın şu ana kadarki yılları çoktan uçtu gitti bile. Geriye ne kaldı bilinmez. Henüz çocuğu olmayanlar çocuk sahibi olur mu o bile meçhul!

Aslında Kuran’a göre kısa veya uzun yaşamak değildir esas problem. Bakara Suresi 96. Ayette belirtildiği gibi; “…Her biri bin yıl ömür sürsün ister. Oysaki, uzun yaşaması onu azaptan uzaklaştıracak değildirUzun ömür bizi azaptan uzaklaştırmaz. Yani eğer, “Ben, çocuklarım ve torunlarım en az 100 yaşına kadar yaşıycaz! Bunun için ne gerekiyorsa yapıcaz!” diyen hırslılar varsa bile fark eden bir şey olmayacak. Eğer biz azabı hak etmişsek, 1500 sene yaşasak da azap bizi eninde sonunda yakalayacak!

Hayır, siz dünya hayatını yeğliyorsunuz. Ahiret ise daha hayırlı ve daha süreklidir. A’la Suresi, 16-17

Birçok ateist veya dinsiz, “Madem ben ölümsüz olamıyorum, kendi değerlerime göre bir evlat yetiştireyim ve arkamda bir eser olarak onu bırakayım” dese de, bu aslında boşa bir çırpınış olacak çünkü 100 yıl sonra kendinizle birlikte, o kendi değerlerinize göre yetiştirdiğiniz evladınız ve onun evladı çoktan ölmüş olacak! Gerçi ateistler kabul olmayacak duaya çok amin derler. Baktılar ölüm falan var, işler sarpa sardı, sabırla ölümlü bilim adamlarının ölümsüzlüğü icat etmelerini beklerler… Yazık…

Dünya hayatı bir oyun ve eğlenceden başka bir şey değildir. Sakınanlar için ahiret yurdu elbette ki daha hayırlıdır. Hâlâ aklınızı kullanmayacak mısınız? En’am Suresi, 32

“100 yıl sonra torunum bile ölmüş olacak, bu ne saçma bir hayat? Niye buradayım o halde? Ne yapmam gerekiyor?” diye sorup, kibirsiz ve önyargısız cevap arayanlar ve sonunda Allah’ı bulanlar ise; bu hayatta yapılacak en hayırlı işin Allah yolunda çalışıp didinmek olduğunu görecekler ve hayatlarını hem O’nun istediği gibi biri olmaya çalışarak, hem de O’na davet ederek geçirebilecekler, ne mutlu onlara…

Size verilen her şey dünya hayatının malı ve süsüdür. Allah’ın katındaki ise daha hayırlı ve daha süreklidir. Hâlâ aklınızı işletmeyecek misiniz? Kasas Suresi, 60

 

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

This blog is kept spam free by WP-SpamFree.