Melek kartları, Melek terapisi, Spiritüalizmin büyü ritüeli ve inançlara karşı Kuran’ı delil getirmek

sdsd

Her kitapçıda, internette, televizyonda, İslam’la harmanlanarak öğretilmeye çalışılan Spiritüal inançların çalışmalarına denk gelmişsinizdir. Spiritüal yaşam felsefesi denilen bu inancın öğretilerinden en meşhurları da melek kartlarına günün-geleceğin nasıl olacağı hakkında danışmak ve gündelik yaşam içinde her türlü sıkıntı-istekle alakalı meleklere çağrıda bulunup yardım isteyerek “olumlama” yapmak, türlü maddi nesnelerle (tütsü, nar bitkisi gibi) cümleler eşliğinde ritüeller yapıp evin bereketini sağlamak yahut bu ritüellerle zenginliği, eşin bağlılığını çağırmak. İşte tüm bu saydığım fiiller, şuanda Spiritüal yaşam koçları(!) tarafından insanlara öğretilmeye çalışılıyor. Bir Müslümanın yaşam koçu, Peygamberlerdir. Onların yaşam koçluğuna uymak ilettikleri vahiy yoluyla olabilmekte ve şuanda Son Kitap Kur’an-ı Kerim olduğu için tek güvenilir vahiy rehberimiz Kur’an’dır. Bakalım Kur’an tüm bu Spiritüel inançların bize aşılamaya çalıştıklarına nasıl bakıyor?

Melekleri Çağırma, Meleklere İstek İletme, Meleklerden Yardım Talep Etme

İsmine “olumlama” deseler de, temelde meleklere çağrı ve seslenme yoluyla sıkıntı ve istekte bulunma anlamına gelen bu inanç aslında İslam’da dua etmenin anlamına eş değerdir. Dua etmek demek sıkıntı ve istekleri Allah’a iletmek için çağrıda bulunmak demektir. Spiritüal koçların öğretisi içinde büyük yer kaplayan meleklere çağrıda bulunma ritüeli, dua etmek kelimesi yerine “olumlama” ismi koyularak Allah’a değil meleklere yapılmaya yöneltilmiştir.

İslam’da dua/yakarış sadece Allah’a yapılır ve yalnızca Allah’tan yardım istenir. Evet, etrafımızda özel işler için görevli melekler vardır, amma velakin, ancak Allah’ın emri ile hareket ederler. Düz mantıkla, melekleri yöneten kimse, onlardan üstün olan kimse O’nun yardımını sağlamak en akılcı hareket olacaktır. Dahası, Kur’an’a göre Allah’tan başkasına yakarıp onlardan yardım dilemeye kalkmak şirktir. Şirkin alasıdır hem de. Çünkü, Kur’an’a göre Allah’tan başkasından yardım talep etmek, Allah’tan başkasına yakarış insanı şirke sürükler.

Allah’tan başkasını çağırmak, onu Allah yerine koymak anlamını taşır. Bunun da Allah’a ortak koşma (şirk) olduğunu görmemiz mümkün.

Bakın, Kur’an ayetleri apaçık bir şekilde duanın kime yapılması gerektiğini söylüyor. Dua (yakarış/iletişim/istek/yardım talebi/çağrı) yalnızca Allah’a yapılmalıdır:

Gerçek dua yalnız O’na yapılandır. O’nun dışında yalvarıp davet ettikleri ise onlara hiçbir şekilde cevap veremezler. (Rad Suresi, 14.ayet)

Yalnız senden yardım isteriz! (Fatiha Suresi, 5.ayet)

Rad Suresi 14.ayette görüldüğü gibi Allah dışında yalvarılanlar/çağrılanlar asla ama asla cevap veremez. Yani duayı (çağrıyı) işiten ve onun gerçekleşmesini sağlayan dolayısıyla başvurulması gerekli mercii Allah’tır. Allah da başkasına dua etmeyin (çağrıda bulunmayın) diyor. Yani o tatlı olumlamaları Allah’a yapmanız buyruluyor. Küçük büyük istek diye çekinmenize gerek yok. Çünkü Allah her an bizimle ve en ufak detaylarla ilgilenmektedir. Üstelik duamız kadar önemli olduğumuzu da bildiriyor.

Allah’ın her an bizimle tek tek ilgilenmekte olduğuna dair yazdığım bir yazı:

http://allahateslim.com/2016/11/03/allah-milyonlarca-insan-i%c3%a7indeki-bizlerle-tek-tek-ilgilenmektedir/

Duanız olmasa, Rabbim size ne diye değer versin? (Furkan Suresi, 77.ayet)

Görüldüğü gibi, küçük-büyük ne konuda olursa olsun, Allah’a sığınıp O’na çağrıda bulunmamız, aslında bizim Allah katındaki değerimizi arttırıyor. Yani otobüste kalabalıktan, trafikten sıkılıp Allah’tan kolaylık ve sabır istedik diye, Allah’ı boş yere meşgul etmiş olmuyoruz. Çünkü O’nun kudreti her şeye yetiyor, üstelik Allah’ın bizden “ufak şeyler hakkında dua etmeyin” diye bir talebi yok. Tam tersine, ne kadar kendisine çağrıda bulunur, ne kadar kendisi ile sürekli iletişim halinde olursak, ne olursa olsun kendisine sığındığımız anlamını taşıyan bu durum aslında bizim kulluk derecemizi yükseltiyor. Her konuda, ne olursa olsun dua etmemiz konusunda bize yol gösterilmiş.

Spiritüalizm adı altındaki tehlikeli işlerle uğraşacağınıza, anlayarak Kur’an okuyun ve anlayarak güzelce namazınızı kılın. Hem de Türkçe kılın. Anlayarak kılın. Anladığımız dilde namaz kılmanın gerçek sünnet olduğu hakkında detaylı bir yazı yazmıştım: http://allahateslim.com/2016/10/13/t%c3%bcrk%c3%a7e-namaz-k%c4%b1l%c4%b1nabilir-mi-kuranda-rekat-say%c4%b1s%c4%b1-uzun-secdede-ve-r%c3%bckuda-kalman%c4%b1n-fazileti-ve-namazda-okunabilecek-dualar/

Bir de bu melek çağırma olayının Peygamber çağıran versiyonları, Peygamberin ruhunun koşup kazada savaşta yardım edeceğini, “Yetiş ya Muhammed” diye Peygamberden sıkıntı anında yardım talep edenleri, evliya gördükleri kişilerin ruhunu çağıranları mevcut. Rad Suresi 14.ayete bakarsanız, çağrı sadece meleklere yapıldığında tehlikeli değil Allah’tan başka kime yapılırsa tehlikeli.

Ehli-sünnetin içinde de Peygambere salavat getirdikçe ciddi ciddi Peygamberin onlara Din Gününde şefaat edip kurtaracaklarını sananlar mevcut. Salavat, Şefaat, Allah’tan Başkasına Yakarma, Allah Dışındakilerden Yardım Umma, Allah Dışındakileri Çağırma konuları hakkında şu yazıyı yazmıştım: http://allahateslim.com/2014/03/16/allah%c4%b1n-berisindekilere-yakarmak-berisindekileri-%c3%a7a%c4%9f%c4%b1rmak-salavat-%c5%9fefaat/

Nasıl dua etmeliyiz, Aracısız dua etmek hakkında şu yazıyı yazmıştım: http://allahateslim.com/2016/05/11/nas%c4%b1l-dua-edelim-allah-ibadetlerimize-muhta%c3%a7-m%c4%b1-arac%c4%b1s%c4%b1z-ve-anlayarak-ibadet-etmek/

Şeytan, insanları mistik gelen konular üzerinden saptırmaya çalışıyor. İnsanlara, bu tarz gizemli görünen alemler üzerinden konuşanlar, mistik ritüeller yaptırmaya çalışanlar şeytan tarafından cazibeli gösterilmeye çalışılıyor. Eğer ki Alemlerin Rabbinin gönderdiği Kitabı rehber edinmezsek, böyle sapkın şeyleri cazibeli bulup onlara kendimizi kaptırmamız normal. Halbuki, müminler üzerinde şeytanın hiçbir şekilde saptırma gücü yoktur. Biz mümin olmaya gayret gösterirsek, şeytan bizi hiçbir felsefeyle hiçbir olayla kandıramaz:

Şüphe yok ki, onun (şeytanın) iman edenler ve Rablerine tevekkül edenler üzerinde sultası (yaptırım gücü) yoktur. (Nahl Suresi, 99.ayet)

Şeytan, kötülükleri ve fena iğrençlikleri, süslü ve güzel göstermeye çalışır. Üzerinde sultasını kurduklarına karşı başarır da. Ama, müminleri kandıramaz. Müminler, o işlerdeki çirkinliği ve şeytanın kandırmacasını hemen görür.

Muhakak, o takva sahibi olanlara şeytandan bir vesvese/musibet dokunduğu zaman, onlar Allah’ı tezekkür ederler ve hemen gerçeği görürler. (Araf Suresi, 201.ayet)

Şeytan, onlara, yaptıklarını süslü gösterdi. (Nahl Suresi, 63.ayet ve Ankebut Suresi, 38.ayet)

İnternette bu sapkın öğretilere kapılanlar bütün güzel olayları meleklere dua edip cevap almalarına bağlamış. “Dolmuş çok kalabalık oluyor biri yer verse” isteği ile meleklere çağrıda bulunan bir kadın, dolmuşa biner binmez birinin kendisine yer vermesini meleklerin yardımına bağlamış. Olumlamam işe yaradı, diye düşünmüş. Halbuki, Kur’an penceresinden bakarsak, o kadına dolmuşta yer bulmasını sağlayan Allah’tır, melek değil. Kendisi bu olayı meleklere bağlıyor sadece. Başımıza iyi-kötü her türlü olay geliyor ve bunların hepsi Allah’ın izin vermesi yoluyla gerçekleşiyor.

Unutulmamalı ki, Allah aklımızı kullanmamız için bizi bazen lütuflandırarak bazen sıkıntılar yoluyla da imtihan eder. Allah zulmedici değildir aslında: http://allahateslim.com/2012/04/29/allah-kullara-eziyet-edici-ve-kotu-degildir/

Meleklere böyle bir çağrının üzerine isteğin gerçekleşmesi, tamamen o insanın aklını kullanıp sorgulaması yönünde bir imtihan olabilir. Şeytanın saptırma çabası sonucu, tamamen Allah’ın verdiği bir lütfu o kişi meleklere bağlıyor olabilir. Unutulmamalı ki Şeytanlar da insanlara vahiy bildirmektedir. Yani, eğer ki biz aklımızı Allah’ın indirdiği rehberin çizgisinde kullanmazsak, şeytan bizim üzerimizde rahatlıkla vahiyler yoluyla, biz farkına varmadan, üzerimizde sultasını kurabilir. Bunu bazen biz farkına varmadan fısıltılar, başkalarından duyma sözler yoluyla yapar, türlü olaylar üzerinden de saptırıcı vahyini bize iletebilir. Bazen bu vahyi, sapmış kullar üzerinden yapar, yani bizim sözünün cazibesine kapıldığımız Spiritüel koçlar bizlere sapkın felsefeleri aşılayan, şeytanın dostları konumunda.

Muhakkak ki şeytanlar, kendi dostlarına, sizinle mücadele etmeleri için vahyederler. Eğer siz onlara itaat ederseniz, muhakkak ki müşriklerden olursunuz. (Enam Suresi, 121.ayet)

Şeytan vahyini, İslam hocası kimliği altında görünen dostlarını kullanarak yani evliya olarak adlandırılan şahsiyetler üzerinden de elbette yapabilir. Bu yüzden müminler aklını kullanmalı, Allah’ın Kitabını kendilerine rehber edinerek her sözü Kur’an süzgecinden geçirmelidir.

İnternette meleklere çağrıda bulunma öğretisine sapmış insanların tecrübelerini okudum. Her şeyi meleklerin çağrılarını işitmelerine bir delil olarak görmüşler. Spiritüel öğretiler bazı nesneleri bu konuda sembolleştirmiş, kuş tüyü de bunlardan biri. Kuş tüyünü meleklerin bize bir işaret olarak gönderdiğini düşünüyorlar (gerçekten çok akıllıca(!), dünya üzerinde milyarlarca kuş tüyü var. Her an her yerden kuş tüyü üzerimize düşebilir. Ayrıca milyarlarca kuş tüyü meleklerin bir işareti değil, Allah’ın yaratılış kudretinin delili).

Bir kadın, melek çağırma olaylarını saçma bulmuş, daha sonra merak edip Spiritüel kitapları okumuş, kitaplığını karıştırırken kuş tüyü bulmuş. Daha sonraki gün evine giderken apartmanının kapısında kocaman bir kuş tüyü bulmuş. Bunların hepsini meleklerin “senin yanındayız” anlamında ilettiğine inanıyor. Halbuki, başta söylediğim gibi, zaten Allah tarafından türlü işler için görevlendirilmiş melekler çevremizde yer almakta. Bir lütuf, kolaylık, bir nimet, bir yardım mı bize iletildi hepsi Allah’tan. Ayrıca böyle kuş tüyü buldum gibi olayları neden Allah’ın imtihanına yahut şeytanın sapkın vahyini fısıldama çabasına bir delil olarak görmüyorlar?

Yardım çağrılarına karşılık üzerilerine hayırlarına koşmak için meleklerin indiğini düşünenler -ki onlar lütufları meleklerin çağrılarına cevap vermelerine yordukları müddetçe bu durum onlar için hayırlı olmayacak- acaba üzerilerine toz pembe hayallere sürükleyerek saptıran şeytanların inmediğinden eminler mi?

Şeytanların, kimin üzerine indiğini size söyleyeyim mi? Onlar, her yalancı günahkarın üzerine iner. Onlara kulak verirler, onların çoğu yalancıdır. (Şuara Suresi, 221, 222, 223.ayet)

Allah, biz aklımızı sapkın şeylere teslim edersek, Allah’ı hatırlamaz, Allah’ın Kitabını rehber edinmezsek, sapkın şeylerin içinde pisliğe/yanlışa saptığımızda, Allah bizi bunların peşinde sürüklenebileceğimiz olaylarla sınar.

Bu Allah’ın hidayetidir. Dileyen kişiyi onunla hidayete ulaştırır. (Zümer Suresi, 23.ayet)

Allah pisliği, aklını kullanmayanların üzerine yağdırır. (Yunus Suresi, 100.ayet)

Aklımızı kullanmak ve Kur’an’ı kılavuz edinerek hidayete ulaşmayı istemek görüldüğü üzere bizim elimizde. Bazen Kur’an’da Allah dilediğini saptırır gibi ifadeleri, irademizi elimizden aldığı yönünde anlayanlar çıkıyor. Oysa, bu anlayış Kur’an’ın pek çok ayeti ile çelişmektedir. Biz cinsiyet, doğduğumuz yer-zaman gibi şeyleri belirleyemeyiz. Ama, Allah düşünelim diye bize akıl, gözler, kalp verdiğini söylüyor. Yani kalbimizi ve aklımızı irademiz ile yönlendirip çalıştırmak bizim elimizde. Tüm bunları gerçekleştirmemiz haliyle Allah’ın izin vermesi yani dilemesi/onaylaması yolu ile gerçekleşiyor. Allah’ın irademiz ve imtihanımız konusundaki olaylar hakkındaki dilemesini bu yönde alırsak, ayetleri daha kolay anlarız. Ayrıca, Kur’an’ı anlayarak okuyan bir mümin, başına gelen şeylerin sınanma aracı olduğunu bilir. Olaylara imtihan oluyorum gözüyle bakar.

Siz, eğer ki isteğinizi gerçekleştirenin melek olduğunu 1 defa sanarsanız, 2.si 3.sü gele gele bir de bakmışsınız onların kulu olmuş, onları Allah’tan daha çok sever, Allah’tan daha çok onlara sığınır (hatta Allah yerine onlara sığınır) olursunuz!

Ve Allah, size melekleri ve peygamberleri Rabbler edinmenizi emretmez. Siz, Müslümanlar haline geldikten sonra küfrü mü emreder size? (Ali İmran Suresi, 80.ayet)

Cehennemin, alemlerin Rabbi Allah ile başka bir şeyi eşit tutanlarla dolu olacağı Şuara Suresi 98.ayette bildirilmiş.

Çok eskiden, Kur’an’ı yeni okumaya başladığım zamanlarda bu ayeti okuyunca “Kim melekleri Rabb edinir ki?” derdim, sonradan bu Spiritüel öğretinin melekleri, Allah yerine koyan sapkın inancı gördükçe anladım, bu ayetin iniş sebebini.

İNANÇLARA KARŞI KUR’AN’I DELİL GETİRMEK

SORU İnançlara karşılık Kur’anı delil getirmek ne kadar akılcı bir yaklaşım ki, meleklere tapınma gibi ayrı bir din niye olmasın? Ben belki melekleri tanrı edinmek istiyorum, meleklere tapma dinine inanıyorum. Gibi sorular akla gelebilir.

Öncelikle spiritüel inanç, öğretilerini İslam maskesi altında sunarsa (ki Kur’an’da melekler için şöyle denilmiş gibi sözlere başvuruyorlar) bir Müslümanın gerçekte Kur’an’ın ne dediğini açığa çıkarmaya çalışması çok normal. Benim yapmaya çalıştığım da bu.

  1. Bu tamamen Kur’an’ın Allah kelamı olduğuna inandıktan sonra, Kur’an’ın diğer konular hakkındaki beyanını delil edinmekle alakalı bir durum. Bu konu da apayrı bir yazının konusudur. Kimi bu inancı, Kur’an’daki ahlak anlayışının tutarlılığı ve güzelliği, hukuksal ayrıntılar, sosyolojik ve psikolojik delillere şahit olarak, matematiksel kusursuzluğuna şahit olarak, bilimsel delillere şahit olarak, içsel ayetleri ile uyumluluğuna şahit olarak sağlar. Kimi doğadaki kozmolojik delillerle Kur’an’ın anlatısını ve Kur’an gibi bir kitap olmayışını, ayetlerin kendi içlerindeki felsefi tutarlılıkları delil edinir; kimi ise tüm bunlara kulak tıkar.
  1. Felsefi açıdan, peri/ejderha/su bükücüsü gibi fantastik karakterleri hayal etmekle TANRI VASFINDA bir karakterin varlığını hayal etmek aynı şey değildir. Kişi, kainat delillerine bakarak bir Tasarımcının varlığının olması gerektiği sonucuna varabilir. Ve Tasarımcının tutarlı bir Tasarımcı olması için, Yaratılmamış, Başlangıcı-Sonu olmayan gibi vasıflara sahip olması gerektiği sonucuna varabilir. Buna İster Tanrı ismi versin, ister God desin, ister başka bir isim koysun, bu o Tasarımcıyı, Kur’an’ın bildirdiği Allah’ın özelliklerine eşitler. Bu açıdan, peri gibi hayali bir karakter, tanrıyla denk olmayan özelliklerle hayal edilmiş fantastik bir ürün olur. Melek ise özellikleri Allah’a eşit olmadığı müddetçe zaten YARATILMIŞ BİR ŞEYİN ismi olduğundan TANRI olması mümkün değildir. Tüm bu spiritüel inançtaki melek kavramı da her zaman yaratılmış bir şeyi ifade eder. Eğer melek = Allah diyecekseniz, sadece Tanrının ismini sadece melek yapmış olursunuz. (misal tüm meleklerden üstün olan bir melek/ diğer tüm melekleri yaratan bir melek inancında aslında tanrının ismi melekle değişmiş oluyor) Bu durum da, sizi gene, Tanrının gerçekte bize hangi yollarla doğruyu gösterdiğini sorgulama çabasına (mevcut delillere, kutsal kitapları incelemeye, doğada delil aramaya) götürür. Birden fazla meleğin tanrı olduğuna inanıyorsanız, çoktanrıcı olursunuz, çoktanrıcılık da bir sürü felsefi çelişkiyi beraberinde getirir. Aslında çoktanrılar edindiğimizde her bir tanrı, tanrı özelliklerini kaybetmeye başlıyor. Çoktanrıcılıkta üzerimizde tek başına söz söyleme ve hakimiyet kurma kabiliyetini kaybeden tanrıcıklar aslında tanrı özelliklerini kaybetmeye başlamış anlamını taşıyor. Yani, bu durumda kudretleri sınırlı olduğu anlamına geliyor. Tanrı olma özellikleri eksik oluyor. Kudreti noksan olan bir şeyin de tanrılığı tartışılır. (Tanrı olmada eksiktir, tanrı olamaz) Kuran’da da tüm bu gerçekle bire bir paralel olan bir mesaj mevcuttur. Tüm bu yaratılışı “ortak bir kararla yaratılışı oluşturan ve kontrol eden tanrıların bunları ortaklaşa idare etmeye çalışarak kudret ve hakimiyet çatışmaları yaşayacakları” delili ile karşı çıkar zaten. (Bkz: Enbiya Suresi, 22.ayet) Bunun gibi örnekleri çoğaltmak mümkün.
  1. Spiritüel inançlar, kendi öğretilerini hangi yollarla kanıtlamaya çalışıyor? Bunun mantıksal delilleri de sorgulanabilir. Kur’an’ın kusursuzluğu ile Spiritüel öğreti kıyaslanarak, kişi hangisinin daha tutarlı ve akla yatkın olduğunu seçebilir. Benim de amacım Kur’an’ın akla yatkınlığını göstermek.

Spiritüel İnancın, Kuran ile çelişen ritüellerini konuşmaya devam edelim.

MELEK KARTLARI

Melek kartı diye (spiritüel koçların bizzat kendi elleriyle yazması) bir şey oluşturmuşlar. Bu kartlar yoluyla aslında falcılık yaparak gayb bilgisi almaya çalışıyorlar. Halbuki Kur’an’a göre gaybı (geleceği) yalnızca Allah bilir. Son Peygamber bile, gelecekte bize ve kendisine ne olacağını bilmez. Üstelik falcılık da büyük günahtır.

Ben diğer peygamberlerden farklı değilim. Bana ve size ne yapılacağını bilmiyorum. (Ahkaf Suresi, 9.ayet)

Göklerde ve yeryüzünde, Allah’tan başka kimse gaybı bilemez. (Neml Suresi, 65.ayet)

Maide Suresi 90.ayette fal oklarının (ve el ezlamu) şeytan işi pislik olduğu da bildirilmiş.

NESNELER ARACILIĞI İLE YAPILAN RİTÜELLER: BÜYÜ

Yazının başında da dediğim gibi türlü nesneler (tütsüler, ipler, sözler, duvara yatağa eve yerleştirilen objeler) aracılığıyla bazı istekleri gerçekleştirmek yolunda, ismine büyü demeseler de büyü yapıyorlar. Bunun içinde bazen bazı sözler söyleyerek evin içine tütsü, tuz, bazı taşları yerleştirmek gibi ritüeller; kağıdın içine resim koyup türlü sözler söyleyip bağlayarak duvara asmak gibi ritüeller yer alıyor. Bunları televizyona çıkıp insanlara nasıl yapacaklarını baya baya anlatıyorlar.

Yani, bazı nesnelerden ve bu ritüellerden kendilerince çıkar sağlamak için medet umuyorlar. Halbuki, Allah’tan başka hiçbir şey, hiçbir nesne, hiçbir ritüel bize yardım edemez. Bu büyülerin gerçekleştiğini sanmamız, ya da gerçekten gerçekleşmeleri tamamen Allah’ın bizi imtihan etme aracıdır. Şeytan bazen de bu tarz olaylarla bize vahiy gönderek, sanılara sürükleyerek, büyüye daha da çok sapmamız için üzerimizde sultasını inşa eder.

Elbette onu (büyüyü/sihri) satın alan kişiler için ahirette bir nasip yoktur. (Bakara Suresi, 102.ayet)

Büyücüler (sihirbazlar) nereden gelirlerse gelsinler kurtuluşa eremezler. (Taha Suresi, 69.ayet)

İşin kötüsü, bu büyü ritüelleri sadece spiritüalist inançlar üzerinden değil, bizzat her evde bulunabilecek Yasin Suresi gibi dua kitaplarının arasına iliştirilen “bilmem ne duasını bilmem kaç defa okursan şu gerçekleşir, pirince bilmem ne duasını okuyup içersen şöyle olur, ipin üzerine bilmem ne hazretlerinin kerametli duasını 93 defa okuyup evine asanın şu isteği olur” tarzı laflarla insanlar büyüye davet edilmektedir. Gerçekte ise ne ezbere bilmem kaç defa anlamını bilmediğimiz dualar okumak ne de pirince dua üfleyip yemek bize hiçbir başarının kapısını açmaz: http://allahateslim.com/2014/04/16/haydi-arkada%c5%9flar-ezbere-sure-okuyarak-koca-buluyoruz-s%c4%b1nav-ge%c3%a7iyoruz-zengin-oluyoruz/

KUR’AN’IN BİLDİRDİĞİ ALAMET

Allah, bize doğru olanı gösterenlerin işaretlerinden birinin de, bizden ücret talep etmemeleri olduğunu bildirmiş. Kur’an göre doğru yolu gösteren kişi, bu yaptığı üzerinden para kazanmaz. Oysa, bu spiritüel koçlar kitaplarından, düzenledikleri melek terapilerinden, sattıkları melek kartlarından yani yaptıkları her işten ötürü para talep ediyorlar.

Sizden herhangi bir ücret istemeyene uyun. Onlardır doğruyu ve güzeli bulanlar. (Yasin Suresi, 21.ayet)

Buna karşılık ben sizden hiçbir ücret istemiyorum. Benim mükafatımı verecek olan ancak Alemlerin Rabbidir. (Şuara 109, 127, 145, 164, 180. Ayetler Nuh, Hud, Salih, Lut, Şuayb Peygamberlerin sözü)

Görüldüğü gibi doğruya çağıran Peygamberler de ücret istememiştir. Doğruyu gösterenlerin ücret istememeleri alamettir. Bu ayetler boş yere bildirilmedi elbette. Kur’an’da, doğruya çağıranların ücret istemediğine dair bir sürü ayet var görüldüğü üzere. Gerçek yaşam koçları ücret istemez çünkü, onlar kalpten ve aklen bize karşı samimilerdir ve gerçekten dost edinilmeye layıktırlar.

NAMAZ ÜCRETSİZDİR VE EN BÜYÜK TATMİN ARACIDIR

Meleklere danışmanın yani melek terapisinin maliyeti: 200 tl.

Hissi: hihiihi yaşasın her şey toz pembe, Allah yerine melekten isteyeyim ehuhuhu canım meleklerim.

Namaz terapisi: Ücretsiz

Hissi: Paha biçilemez. Çünkü, Rad Suresi 28.ayet: Gönüller ancak Allah’ın zikriyle tatmin bulur.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

This blog is kept spam free by WP-SpamFree.