Kuran’ın Allah Katından Olduğunun Delilleri

Kuran’ın içeriğini, bu yüce, kapsamlı içeriği, çıkıp böylece anlatmak kolay bir iş değil. Ben bu yazıda kendi ilmim dahilinde yazabileceğim sadece birkaç delile değindim. Sadece kendi aklıma gelen delillerden, minik başlıklar altında, azar azar söz ettim.

Aslına bakarsanız, Kuran’daki mucizeler, deliller, onu okuyup araştıran iyiler için, düşünen için, uygulayan için “artarak” devam eder gider. O kadar fazla ki, ben bu hikmetleri, delilleri alt alta sıralayamam bile. Örneğin bu yazıda Kuran’ı okurken, düşünürken aldığımız haz için apayrı bir başlık olması gerekirdi, ama yok. Bunun gibi birçok delilden söz etmeden geçtim, zira Kuran’daki muhteşemliklere yetişemiyorum, ilmim yetmiyor.

Şimdi şu ayet ile başlayalım:

Allah, kendisinden başka tanrı olmadığına tanıktır. Melekler ile, ilim sahipleri de adalet ölçüsüne sarılarak tanıklık etmişlerdir ki, o Aziz ve Hakim olandan başka hiçbir ilah yoktur. Ali İmran Suresi, 18

Bu ayet, insanların Allah’ın varlığına ikna olmak için birçok konuda delil topladıklarını ve sonra bu delillere adil bir şekilde yaklaştıktan sonra Allah’ı bulmaları gerektiğini anlatıyor. Yani bilgi sahibi olmak yetmiyor, bir de öğrenilenlerin tümüne adalet ile yaklaşıp öylece gerçeğe ulaşmaktan bahsediliyor. Yani taraflı bir bilimden değil, adaletli bir bilimden söz ediliyor. Şimdi bunun aynısını Kuran için yapmalı, Kuran hakkında adaletli bir yaklaşımla düşünmeliyiz.

Aynı bilgi seviyesinde iki kişiyi düşünelim. Bunlardan biri ölçüyor biçiyor fakat bu ölçme biçmeyi adil bir şekilde yapmadığı için Allah’a ulaşamıyor.  Bilgiler onu Yaratıcıya götürecekken, o bilgilerini canının meylettiği şey üzerine yoğunlaştırıyor. Diğeri ise adaletli bir şekilde kafasını çalıştırıyor ve “Bir bebeğin anne karnında oluşması kendi kendine nasıl olabilir?” benzeri adil cümleler ile sorgulamaya başlıyor, sonunda da Allah’a ve Kuran’a ulaşıyor.

Şimdi adil bir şekilde düşünelim bakalım, Kuran, Allah katından bir söze mi benziyor mu? Delilleri kafamızda adil bir şekilde tartmak lazım, Kuran bunu söylüyor. Benim için Kuran’ın böyle bir şey söylemesi bile Kuran’ın Allah katından olduğunun delillerindendir.

Eğer adalet ölçüsünü kullanmazsak Müddesir Suresi’nde bahsedilenlerden oluruz:

16. Hayır, o, bizim ayetlerimize karşı bir inatçı kesildi.

17. Ben onu dik bir yola süreceğim.

18. Derin derin düşündü o; ölçtü-biçti.

19. Kahrolası, nasıl bir ölçü kullandı!

20. Yine kahrolası, nasıl bir ölçü kullandı?!

21. Sonra baktı.

22. Sonra yüzünü buruşturdu, kaşlarını çattı.

23. Sonra arkasını döndü ve böbürlendi.

24. Şöyle dedi: “Bu, rivayet edilerek gelen bir büyüden başka şey değil.”

25. “İnsan sözünden başka bir şey değil bu.”

Ölçmeyi hatalı yaparsanız, adalet ölçüsü kullanmazsanız, siz de hiçbir mucize kabul etmez, siz de her şeye büyü, masal dersiniz. Ölçmeyi adalet ile yerine getirirseniz, Allah’ın izniyle, Kuran’ın yüceliğine siz de tanık olursunuz. İşte o nedenle Kuran soruyor, “Derin derin düşündü o, ölçtü biçti sözde, bu nasıl ölçüp biçmek?” diyor. “Böyle bir kitap nasıl insan sözü olabilir? Böyle bir din nasıl gerçek olmayabilir? Bunca delil nasıl Allah’a ulaştırmayabilir?” diyor kısaca.

Gerçekten o (Kur’an), alemlerin Rabbi’nden indirilmiştir.

Şuara Suresi, 192

Kuran, korunduğunun bilgisini de vermektedir (Hicr Suresi-9, Kehf Suresi-27, Enam Suresi-34, Enam Suresi-115). Kuran’ın korunduğunu söyleyen ayetler inananlar için çok önemli, fakat Müslümanlar, Kuran kendi kendisinin korunduğunu söylediği için değil, Kuran’ın muhteviyatından da bozulmadığını kavrayabilirler.

Onlar, o Kuran’ı kendilerine geldiğinde inkâr ettiler. Halbuki o, üstün bir Kitap’tır.

Batıl, Kuran’a önünden de ardından da gelemez. O, hikmet sahibi, çok övülen Allah tarafından indirilmiştir. Fussilet Suresi, 41-42

KURAN, İNSANLARI İÇ DÜNYALARINDA ÖZGÜR BIRAKIR, İNANMAYANA YAPTIRIM UYGULATMAZ

Kuran, insanları özgür bırakmamızı öğütleyen bir kitaptır. İnsanlar kendi benliklerine yönelecekler ve inanıp inanmamaya kendileri karar vereceklerdir. Eğer Kuran Allah katından olmasaydı, kim bilir içinde ne zalimce sözler olacaktı. Oysa Kuran, “Dinde zorlama yoktur,” demektedir.

Dinde zorlama yoktur. Doğru ve güzel olan, çirkinlik ve sapıklıktan açık bir biçimde ayrılmıştır… Bakara Suresi, 256

Kuran’da hiç zalimce, keyfi sebeplerden ötürü insanlara zarar verilmesi ile ilgili bir emir bulamazsınız.

Kuran, insan sözü olsa, inanmayana, karşı gelene, dinden dönene, ortak koşana, yaratıcıya hakaret edene kim bilir ne cezalar öngörecekti. Ama Kuran’da bu yoktur. Allah hesaplaşmayı din gününe bırakır. Kimseyi zorlamaz. Şu an herkes hürdür. Kuran, çok büyük bir iddia ile gelir. Öyle bir iddiadır ki bu, hayatının merkezine Allah’ı koyanlara sonsuz mutlu bir yaşam, inanmayanlara, kötülük yapanlara ise sonsuz bir azap vaat eder. İyiliğin ve kötülüğün ne olduğunu uzun uzun anlatır. Fakat ne insanları zorla Müslüman yapmaktan söz eder, ne de insanları zorla iyi yapmaktan. Başkalarına yapacağımız iyilikten önce, kendi kendimize yapacağımız iyilikten söz eder, yani kendimizi iyileştirmekten. Özünüzde kötü olduğunuz halde bazı günler insanlara yardım edebilirsiniz, güler yüz gösterebilirsiniz, hatta onlara dini bile anlatabilirsiniz. Kuran ise benliğimizi iyi hale getirmekten ve bunu başkalarına tavsiye etmeden önce kendi kendimize uygulamaktan söz ediyor. Kendi benliğini iyileştirmekle uğraşan insanın diğer insanlara baskı uygulamak haddine değildir. Zaten Kuran’ın böyle bir emri de yoktur. İsteyen istediğine inanır, istediği yolda yürür. Kuran özgürlükçüdür. Bu da Kuran’ın iyi bir kitap olduğunu gösterir. Ve bu özgürlükçülük Kuran’ın Allah katından olduğunun delillerindendir bana göre.

Bu bir öğüttür; artık dileyen Rabbine doğru bir yol edinir. İnsan Suresi, 29

Ve de ki: Gerçek, Rabbinizdendir. Artık dileyen inansın, dileyen inkar etsin… Kehf Suresi, 29

Eğer Rabbin dileseydi, yeryüzündeki insanların hepsi toptan iman ederdi. Hal böyle iken, mümin olmaları için insanları sen mi zorlayacaksın? Yunus Suresi, 99

KURAN, NEREDEN GELDİM, NEREYE GİDİYORUM SORULARINA CEVAP VERİR

Yüce kitabımız Kuran’ın ortaya koyduğu sistem ile tüm felsefi sorular rayına oturmaktadır. Kuran’sız yaşayan insanlar, hayat boyu, sorulabilecek en önemli soruları kendilerine sormakta ama tatmin edici, akılcı cevaplar bulamadıkları için karamsarlık içinde hayatlarını tamamlamaktadırlar. Öyle sorulardır ki bunlar, cevaplarının sizi tatmin etmesi olmazsa olmazdır. Örneğin: “Ölümle biten şu kısa hayatta ben neyim?”

Eğer kılavuzunuz Kuran olmazsa bu soruyu şöyle cevaplarsınız:

“Ben, öylesine geldim, öylesine bu dünyadayım, herkes gibi yaşayıp öleceğim. Kendimce belirlediğim birtakım hedefler peşinde ömrümü tüketeceğim ve elimden geldiğince bu dünyadan haz almaya çalışacağım. Ha, bu arada çok sevdiğim çoluk çocuğum da benim yaptıklarımın aynısını yapıp, benden hemen sonra yok olup gidecek.”

Yani aslında bunlar birer cevap değil. Dünyaya öylesine geldim bir cevap değildir. “Niye dünyaya geldim?” “Öylesine.”

“Niye peki?” sorusu hala yanıtlanmamıştır. Zaten “Ben neyim?” sorusuna böyle bir cevap vermenin kendisi bile yeterince acıdır.

Kuran ise, böyle bir soruya, “Sen başıboş değilsin, seni Allah yarattı, O’nun belirlediği şekilde yaşa, iyi insan ol. Sonra seni ahiret yani sonsuz bir hayat bekliyor,” demektedir. Bunu bir kandırmaca olarak yapmamaktadır, başıboş olmadığını sana Kuran’da uzun uzadıya delilleriyle anlatır. İşte bir örnek:

Görmedi mi insan, kendisini bir spermden yarattığımızı! Bir de bize açık bir düşman kesilmiştir o.

Kendi yaratılışını unutmuş da bize örnek veriyor. Ve bir de şöyle diyor: “Şu çürümüş kemiklere kim hayat verecek?”

De ki: “Onlara hayatı verecek olan, onları ilk kez yaratandır. O, her türlü yaratmayı çok iyi bilmektedir.” Yasin Suresi, 77-79

Hani var mıdır böyle bir kitap ki üç cümle ile hiç kimsenin veremediği cevapları versin? Var mıdır böyle bir kitap ki, kafanızdan geçen soru işaretlerini bir bir cevaplasın? Tekrar yaratılmayacağını düşünenlere verilen cevaba bakın: “Onlara hayatı verecek olan, onları ilk kez yaratandır.” Evet, bir kere yapan Allah, ikinci defa da yapabilir.

Diyor ki insan: “Öldüğüm zaman diri olarak tekrar çıkarılacak mıyım?”

Düşünmüyor mu insan; o daha önce hiçbir şey değilken, onu biz yarattık.

Meryem Suresi, 66-67

Kuran, işte böyle bir deliller kitabıdır. Bu deliller ışığında kısaca “Bak, Allah var, O’nun ahlakına uy, rızasını kazan, nankörlük etme, sonsuz hayatında iyi yerlere gel,” demektedir.

KURAN, ÜSTÜNLÜK OLARAK TAKVAYI KOYAR, SOY SOP, MİLLİYET, KARİYER, ŞÖHRET, ZENGİNLİK GİBİ DÜNYALIK ŞEYLERDEKİ ÜSTÜNLÜĞÜ BİTİRİR

Ey insanlar! Biz sizi, bir erkekle bir dişiden yarattık. Ve örfler yoluyla tanışıp kaynaşasınız diye sizi milletlere, boylara ayırdık. Hiç kuşkusuz, Allah katında en üstününüz, sakınılması gereken şeylerden en çok sakınanınızdır. Allah her şeyi bilir, her şeyden haberdardır. Hucurat Suresi, 13

Takva. Yani Allah’tan korunup sakınmak. İşte Kuran’ın müthiş ölçütü…

Öyle bir ölçüt ki bu, başka hiç kimseden böyle bir ölçüt duyamazsınız. İnsanoğlu, üstünlük diye, soy sop, ırk, şöhret, kariyer, zenginlik gibi dünyevi şeyler sıralarken, Kuran bunların hepsini adeta yok sayıp, en çok sakınana üstünlük verir. Müthiş bir şeydir bu. En ahlaklı olan, en iyi olan, Rabbine en temiz kalp ile gelen kazanır. Yani sizin o yere göğe sığdıramadığınız ünlü komedi oyuncunuz ancak Kuran’a uyuyorsa, yani sakınılması gerekenlerden sakınıyorsa, emirleri ve yasakları uyguluyorsa, Allah’a itaat ediyorsa üstündür. Yoksa o komedyen, sizi güldürmeyen, tanınmayan, şöhretsiz ama takvalı birinden daha üstün değildir.

Dünya hayatında insanlar kibirlenerek kendi kafalarına göre kendilerini üstün ilan ediyorlar. Boylarının 180 cm. olması veya yeşil gözlü olmaları yeterli olabiliyor örneğin. Çok takipçilerinin olması, çevrelerinin olması veya aldıkları maaş. Güzel vücudum var deyip de kendini diğerlerinden üstün görenler mi dersin, yoksa daha kaliteli bir üniversiteden diploma aldığı için alamayanları aşağılayanlar mı? Kuran, müthiş bir ölçütten söz ediyor. Tek kelimeyle “müthiş” bir ölçüt bu. Evet, takva sahibi olmayanların hoşuna gitmeyecek bir ölçüt bu ama öyle adil bir ölçüt ki… Kuran’a göre, Türk veya Fransız olmanız fark etmez. Türk olunca otomatikman başka memleketlerin insanlarından üstün olmazsınız. Takva sahibi bir Nijeryalı, Allah nezdinde, sizden çok daha seçkin biri olabilir.

Sesi çok güzel diye hastası olduğunuz o şarkıcı kadın, sesi güzel diye otomatikman iyi ve üstün biri değildir. Allah, takvaya, yani kendisinden ne kadar çekindiğinize, O’nu ne kadar umursadığınıza, O’nu ne kadar kafaya taktığınıza, O’nu ne kadar hatırladığınıza, emirlerini ne kadar hayatınıza geçirdiğinize bakıyor, sesinize değil. Sesi ve her türlü yeteneklerinizi kendisi verdiğine göre, O, sizin bu özelliklerinizden etkilenmeyecek ve sözlerini dinleyip dinlemediğinize bakacaktır. Ve Allah’ın içinizdekileri, sakladıklarınızı, yani gizliden bile daha gizliyi bildiğini düşünün bir de…

Paran mı var? Sana sırf bu yüzden elit muamelesi çekilir. Sen de kendini ciddi ciddi bir şey zannetmeye başlayabilirsin. Fakat burası kısa bir süre sonra bitecek ve sonsuz hayatlara geçilecek. Eğer Allah’ın kurallarına uymuyorsan, O’nu umursamıyorsan, sen O’nun için üstün falan değilsin.  Geçici bir süre cebinde parası olan, keyif çatan birisin sadece ki tüm o nimetleri verenin kurallarını çiğneyerek yaşıyorsun!

Düşünsene, çok okul okudum, çok şey öğrendim diye kibirleniyorsun, oysa Allah o bilgilerin tümünü zaten biliyor. Çok dairem var, bol sıfırlı banka hesabım var diye kibirden başın dönmüş, ama asla seni Yaratan kadar zengin olamazsın. Bildiklerinle, zenginliğinle etkileyemezsin O’nu. O’nu umursamadan yaşarsan sadece bir hiç olursun. Evet bir hiç olursun, hiç olmaktan öteye gidemezsin.

Kuran’a göre, birçok kişi ahirette ateşe girmemek için malını, mülkünü her şeyini vermeyi dileyecekmiş. “Her şeyimi vereyim, yeter ki ateşe girmeyeyim.” Peki, Yaratan bu sözü ciddiye alır mı sizce? Elbette almaz, zaten her şey O’nun. Kainat O’nun. Her şeyi yaratmaya gücü var ve yarattığı her şey O’nun. Yarattığı şeylere ihtiyacı olmasa da, bu, her şeyin sahibinin O olduğu gerçeğini değiştirmez. Ne yapsın senin Şişli’deki daireni? Bankadaki paranı? Zaten onlar çoktan uçup gittiler, dibi boyladılar. Sense kendini hala varlıklı ve üstün sanıyorsun. Oysa gerçek üstünlük takva ile olurdu, eğer dünyada bunu düşünüp buna uygun yaşasaydın, şimdi bu hallere de düşmemiş olurdun!

Bakınız, Kuran, en çok üniversite bitireniniz en seçkindir demiyor. En güzel şarkı söyleyeniniz veya en çok komiklik yapanınız üstündür demiyor. Her konuda en çok bilgi sahibi olanınız veya en çok çocuk yapanınız en üstündür de demiyor. Üstünlüğün takvada olduğu bir kitap olan Kuran’dan daha güzel ölçütü hangi kitap getirecek? Haydi getirin, ama yanında delilleriniz de olsun.

Sizi bize yaklaştırıp, katımızda size yakınlık sağlayacak olan, ne mallarınızdır ne de çocuklarınız. İman edip hayra ve barışa yönelik iş yapanlar müstesna. Onlara, yaptıklarının kat kat fazlası ödül vardır. Onlar, yüksek odalarda güven içindedirler. Sebe Suresi, 37

Küfre sapanlara gelince, onların malları da çocukları da Allah’a karşı kendilerine hiçbir yarar sağlamayacaktır. Onlar, işte onlar, ateşin yakıtıdırlar. Ali İmran Suresi, 10

KURAN, ÜCRET İSTEMEYENLERE UYUN DER

Kuran, insan yapımı, insani çıkarlar için yapılmış bir kitap olsaydı, “ücret istemeyenlere uyun” demez, bilakis, ücret isterdi. Neden, peygamber de Osho gibi müritlerini yolup lüks içinde yaşamak varken, “Ben sizden ücret istemiyorum” deyip durmaktadır? Belli ki, kendisi Allah rızası için kendisine verilen peygamberlik görevini yerine getirmeye çalışmaktadır. “Paraya ihtiyacı yok, zengin, o nedenle para istemiyor” şeklinde bir durum da söz konusu değildir. Zira Mekke’nin önde gelenleri, şunu söylüyorlar:

Ve dediler: “Şu Kur’an, iki kent içinden büyük bir adama indirilmeli değil miydi?” Zuhruf Suresi, 31

Şunu da söylemişlerdir: “Ne biçim resuldür bu; yemek yiyor, sokaklarda yürüyor. Üzerine bir melek indirilmeli, beraberinde özel bir uyarıcı olmalı değil miydi?”

“Yahut ona bir hazine gönderilmeli, yahut ürününden yediği bir bahçesi olmalı değil miydi?” O zalimler şunu da söylediler: “Sizler büyülenmiş bir adamdan başkasının ardı sıra gitmiyorsunuz.”

Furkan Suresi, 7-8

Belli ki peygamber kendisine yetecek düzeyde, hali vakti yerinde biriydi, fakat kendisi dikkat çekici bir zenginlikte değildi. O yüzden daha varlıklılar, biz dururken bu adama mı peygamberlik verildi diyerek burun kıvırıyorlar.

De ki: “Ben sizden herhangi bir ücret istemedim; o sizin olsun. Benim ödülüm yalnız Allah’tandır. Ve O, her şey üzerinde bir Şehid, gerçek bir tanık…” Sebe Suresi, 47

Sizi kandırmalarına izin vermeyin diyen, dini kullanıp para isteyenlere uymayın diyen, insanları özgür bırakan, iyilik yaparsanız da kötülük yaparsanız da kendinize diyen mükemmel bir kitap…

KURAN, HAYATIN EN TEMEL MESELELERİNE EN MÜKEMMEL ÇÖZÜMLERİ GETİRİR

Örneğin Kuran faize karşı çıkar. Besili ağa babaların, fakirin, borçlunun sırtından geçinip, yat sefası yapmasına karşı çıkmaktır bu. Faiz yerine fakirlere karşılıksız yardımı emreder. Başkasına faizle para verebilecek kadar parası olan biri o parayı zekat olarak bağışlasa aslında pek de bir şey kaybetmeyecektir. Ne fakir hale düşecektir, ne de istediği bir şeyi alamadığı olacaktır. Gittikçe zenginleşen banka sahipleri ve onlara faiz parası yetiştirmeye çalışan yoksul insanlar. Kuran uygulansa işte bu iki grup da olmayacaktı.

Örneğin boşanma olayı Kuran’da kendine genişçe yer bulur. Kadın ve erkek arasında barışı önerir. Boşanmayı bir çırpıda “boş ol” ile yapmak yerine, uzun bir sürece bağlar.

Örneğin nefsi müdafaaya izin verir. Yani size durduk yerde kötülük eden birine karşı hakkınızı savunabilirsiniz. Size bir tokat atana öbür yanağınızı çevirmek yerine siz de ona bir tokat atarsınız ve o artık size tokat atmaması gerektiğini öğrenir ve bu mükemmel bir çözümdür. Tarihe birazcık göz atan biri bile görür ki, zalimler, saldırganlar, siz kendinizi ezdirdikçe daha da azarlar. Kuran, bizim hakkımızı bizden daha iyi savunur.

Örneğin Kuran cimrilik etmemekten ama çok da saçmamaktan söz eder. Sıradan bir kitap olsa hiç böyle dengeli bir emir verir miydi?

Örneğin Kuran bir kadının adını çıkaranın şahitliğini kabul etmez. Masum olduğu halde üzerlerine zina iftirası atılmış kadınları düşünün. Bunlara iftira atmak ne kadar da kolay. Kimse size ceza vermiyor. İtham edilen kadın ise bunun sıkıntısını hayat boyu yaşıyor. Kötü insanlarla muhatap olmak zorunda kalıyor, belki bulunduğu yerden başka bir yere gidiyor. O kadın adeta damgalanıyor. Niye peki? Delikanlının birine pas vermedi diye. O delikanlı da kızıp onun adını çıkarıyor. Bir kadına iftira atmak… Dünyadaki en kolay iş. Ama Kuran’a göre o kadar kolay değil. Kuran böyle iftiracıların şahitliğini ebediyen kabul etmeyin diyor. Hatta bu iftiracılara seksen vuruş vurun diyor. Böyle bir sistemde kim bilir ne kadar töhmet altında kalmış kadın rahat edebilecekti. İşte, Kuran’ın, hayatın içinden, polisin jandarmanın bakmadığı fakat insanların hayatını kolayca mahvedebilen meselelere getirdiği mükemmel çözümler. Böyle hedeflerin, çözümlerin olduğu bir kitap da ancak ahlakı oluşturan Allah katından gelmiş olabilir.

KURAN, PSİKOLOJİMİZİ AYAKTA TUTMAYA YARDIMCI OLUR

Kuran, psikoloji ilminin ve psikologların olmadığı bir dönemde iniyor ve öyle isabetli tavsiyelerde bulunuyor ki, adeta yaşam boyu bizi ayağa kaldırmaya çalışıyor. Psikologlara gidilemediği dönemlerde bir insan Kuran’daki tavsiyelere uyacak olsa, iç huzursuzluklarından büyük ölçüde uzaklaşabilecekti. Depresyon rahatsızlığından çekenlere şimdilerde doktorların söylediklerini, Kuran, 1400 yıl önce söylüyor. Kuran’ın emirlerini uygulamak, büyük ölçüde depresyondan kurtarıyor. Yani bir bakıma Kuran’a yeterince uymamanın sıkıntılarını çekiyor ve depresyona giriyoruz. Depresyondan kurtulmanın reçetesi ise Kuran’da verilmiş ve bu reçete psikoloğunuzun size bu yüzyılda verdiği reçeteyle aynı, hatta daha iyisi.

Tabii yanlış anlaşılmaması için şunu söylemeliyim ki, inanan insan da depresyona girebilir, psikolojisi bozulabilir, üzülebilir, ağlayabilir, somurtabilir. Hayatta başımıza türlü türlü dertler geliyor, bunlarla boğuşuyoruz ve bunların bizi bazen hakikaten çok zorladığı da olabiliyor. Bu kişiler profesyonel yardım almalı, doktorunun ufuk açıcı tavsiyelerini dinlemeli. Burada söylemek istediğim şey, psikologların tavsiyeleri ile Kuran’ın tavsiyelerinin uyumlu olduğu.

Kuran’ın bizi ayağa kaldıracak çok mükemmel emirleri var elbette ama burada ben sadece birkaçına değineceğim.

1- Boş Bekleme, Harekete Geç

Kuran, bizi ayağa kaldırmak istiyor. Hayırlı bir şeylerle uğraşmamızı istiyor. Böylece iyi biri olarak, hem kendimize, hem çevremize hayrımız dokunacak. Kuran bunu şu ayetlerle yapıyor:

Zorluğun yanında bir kolaylık mutlaka vardır.

O halde boşalır boşalmaz yeni bir işe koyul. İnşirah Suresi, 6-7

Psikologlar, depresyona girmiş, hayata küsmüş, yataktan çıkmak istemeyen birine, bir gayret ile o yataktan kalkıp en azından bir duş almalarını öneriyor. Bir şey yapmak: Duş almak, bulaşık yıkamak, giyinmek, parkta yürümek, yeter ki o yatağa çakılı kalmamak.

2- Ümitvâr Ol

Yine, günümüzde psikologların söylediği bir diğer kural: “Kendini kaybetme. Geleceğe ümitle bak.”

Psikoloğa gitseniz, size karamsarlığınızın hiçbir yararı olmadığını söyleyecektir. Karamsarlıktan kurtulmanızın yollarını anlatacaktır. Kuran da müminlerden tam da bunu istemektedir. “Allah’tan ümit kesmeyin.”

“Ey oğullarım! Gidin, artık Yusuf’u ve kardeşini bulmak için dikkat kesilin. Allah’ın rahmetinden ümit kesmeyin; çünkü, Allah’ın rahmetinden küfre sapanlar topluluğundan başkası ümit kesmez.”

Yusuf Suresi, 87

Onlar: “Seni, hakk ile müjdeliyoruz. Asla ümidini kesenlerden olma.” dediler.

İbrahim: “Rabb’inin rahmetinden, sapkınlardan başka kim ümidini keser?” dedi.

Hicr Suresi, 55-56

Bakınız, Kuran’ın yüce bir kitap olduğunu, Allah katından olduğunu anlamak için bu ayetler birer delildir. Kuran, asla, birtakım tutarsız tavsiyelerde bulunmuyor, çağının hurafelerinden söz etmiyor. Şimdilerde bile iç sıkıntısından kurtulmak için cinci hocalara gidenlerin sayısı çok fazla. Kuran, asla işe yaramayacak uydurma bir şeylerden söz etmiyor. Cinci hocanın sizden yapmanızı istediği şeyler gibi abuk yollara sevk etmiyor. Gayet akılcı ve yararlı şeyler yapmanızı istiyor. “Kurbağa bul, onu haşla, sonra suyunu bilmem ne yap, içine baharat kat…” gibi saçma söylemlerle psikolojinizi düzeltmeyi hedeflemiyor.

Tabii, Kuran’ın bu konudaki uyumu bunlarla sınırlı değil. Daha pek çok alt başlık var:

İnsanları affetmek, rahatsızlık verenleri önemsemeyip geçmek

Elimizdeki nimetlerle mutlu olmak  

Kendimizi aşağılamamak

Geçmişe saplanıp kalmamak gibi…

Örneğin, elimizdekiyle mutlu olmak güzel şey, bunlar için Allah’a şükrediyoruz, şükretmek, dua etmek güzel şeyler, insana mutluluk veren şeyler. İnsanı ayakta tutan şeyler.

Örneğin, hatalar yapsak bile kendimizi aşağılamamalıyız ki, toparlanabilelim, gittikçe dibe batmayalım. Benden adam olmaz mantığından uzak duruyoruz böylece.

Örneğin, geçmişe saplanıp kalmamak ile ilgili dinimizde tövbe kavramı var, Allah’ın günahları affetmesi var, Allah’ın merhametli oluşu var, geleceğe ümitle bakmak var. Geçmişine üzülsen de boş ver. O okulda okusaydın belki başka türlü olurdu ama okuyamadın, boş ver. Geleceğe bak. Veya geçmişteki o kötü işleri yapmasaydın, daha iyi olurdu tabii ama artık olan oldu, geleceğe bak. Rabbine yönel. Allah bizi cennet için çağırıyor.

KURAN’DA, ETKİLEYİCİ VE GERÇEKÇİ DİYALOGLAR VARDIR

Kuran okuyanlar bilirler ki, Kuran’daki diyaloglu ayetler oldukça fazladır. Diyaloglar pek uzun olduğu için buraya sıralamayacağım, sadece bir tane örnek vereyim:

Allah kendisine mülk ve saltanat verdiği için, Rabbi hakkında İbrahim’le çekişeni görmedin mi? İbrahim şöyle demişti: “Benim Rabbim odur ki, hayat verir ve öldürür.” O da şöyle demişti: “Ben de hayat veririm, hem de öldürürüm.” İbrahim, “Allah, güneşi doğudan getiriyor, hadi sen onu batıdan getir” deyince, küfre sapan o adam şaşırıp kalmıştı. Allah, zalimler toplumunu doğruya ve güzele kılavuzlamaz.

Bakara Suresi, 258

İşte Kuran böylece tarihin her dönemi anlaşılması mümkün örnekler verir. Din adına ortaya çıkmış insan uydurması hikayeler gibi yapmacık değildir. Peygamber en zengin adama gidip iki ayet okuyunca zengin adam hemen gözleri yaşlarla dolup secdeye kapanmaz. Kibirlenir, asar, keser, daha da sapıtır. Bu gerçekliği, içine uydurma doldurulmuş kitaplarda bulamazsınız. İşte hayatın içinden hikayeler ve diyaloglar…

Misal, cehenneme gitmiş insan psikolojisine dair diyaloglar vardır Kuran’da. Yani sırf geçmişte olmuş bitmiş olayları anlatmaz. Cehennemdekiler öyle sözler söylerler ki, öylesi kötü bir azabın içine dalanların o anki pişmanlık psikolojilerini yansıtır.

O küfre sapanlar şöyle diyecekler: “Rabbimiz, cinlerden ve insanlardan bizi saptıranları bize göster ki, onları ayaklarımızın altına alalım da en aşağıda kalanlardan olsunlar.”

Fussilet Suresi, 29

Allah buyurdu: “Sizden önce gelip geçmiş cin ve insan topluluklarıyla iç içe, girin bakalım ateşe.” Her ümmet girdiğinde, yoldaşına lanet eder. Nihayet, hepsi orada bir araya gelince, sonrakiler öncekiler için şöyle derler: “Rabbimiz! Bizi bunlar saptırdılar. Ateş azabını bunlara bir kat daha fazla ver.” Allah buyurur: “Her biri için bir kat fazlası var, fakat siz bilmezsiniz.” Araf Suresi, 38

Şöyle yakardılar: “Rabbimiz, bunu bizim önümüze çıkaranın ateşteki azabını bir kat daha artır.”

Sad Suresi, 61

Ah bir görsen, ateşin başında durdurulup da şöyle dediklerini: “Ne olurdu, geri gönderilsek, Rabbimizin ayetlerini yalanlamasak ve müminlerden oluversek.”

Enam Suresi, 27

Bence çok inandırıcı. Evet, cehenneme layık olanlar o gün orada tam da bunu yaparlar. İşte bu gibi diyaloglarla doludur Kuran. Kurtulmaya hiçbir çıkar yol bulamayan kimselerin bu diyaloglarının gerçekliği, Kuran’ın Allah katından olduğunun delillerindendir.

Bunla kalsa iyi! Birçok ayette bozuk inançlara, felsefi düşüncelere, inanmayanların sorularına da cevap verilir. Örneğin şu kısacık ayet, tek tanrıdan başka tanrı olamayacağını kısa ve net bir şekilde öğretiyor:

Allah, çocuk filan edinmemiştir. O’nunla beraber herhangi bir ilah da yoktur. Eğer böyle olsaydı, her ilah kendi yarattığını yok ederdi ve mutlaka biri ötekine üstün gelmeye çalışırdı. Allah’ın şanı onların nitelendirmelerinden yücedir, arınmıştır. Müminun Suresi, 91

Çoktanrıcılığı bitiriyor, kendisinden başka tanrı olamayacağını felsefi olarak ispatlıyor. Delil üzerine bir kitap.

KURAN DELİLLER KİTABIDIR, DELİL İSTER, DÜŞÜNMEMİZİ, ARAŞTIRIP İNCELEMEMİZİ, SORGULAMAMIZI İSTER

Kuran, tam bir deliller kitabıdır. Körü körüne değil, araştırıp inceleyerek, düşünerek, aklederek, Allah’ı ve din gerçeğini bulmamızı ister. Kendisi delillerle konuştuğu gibi, bir yandan da kendi sistemine karşı çıkanlardan deliller ister. Peki bu durumda bir düşünelim, Kuran neden böyle bir kitap? Neden devamlı delillerden söz ediyor, deliller sunuyor, deliller istiyor? Neden böyle bir hususa bulaşıyor? Kuran, sıradan bir kitap olsaydı, örneğin insan yazması bir hadis kitabı gibi bir şey olsaydı, içinde sadece türlü hikayeler barındıran bir kitap olabilirdi. Hikayelerini anlatır, sonra da ibret alın der, geçerdi. Oysa Kuran’ın anlattığı geçmiş peygamberlerin hikayelerinde bile, o peygamberlerin de toplumlarına delillerden söz ettiklerini görüyoruz. Peki niye Kuran onlarca ayette delillerden söz ediyor? Niye anlattığı kıssalarda bile, delillerden söz eden peygamberleri anlatıyor? (Peygamberlerin bir delil üzerinde olduklarından söz etmesi hususunda ayetlerden bazıları: Enam Suresi 57; Araf Suresi 71, 73, 85, 105; Hud Suresi 28, 63, 88, Dühan Suresi 19) Eğer Kuran uydurulmuş bir hadis kitabı gibi bir şey olsaydı, elbette ki içinde böyle şeyler olmayacaktı. Siz içinde delillerden söz eden kaç tane hadis kitabı gördünüz?

Kuran, meydan okuyan bir kitaptır. Açıkça, herkes delilini ortaya koysun bakalım kim kime galip gelecek deniyor.

‘Yahudi veya Hristiyanlardan başkası cennete giremez,’ dediler. Bu, onların kuruntusudur. De ki: ‘Doğru sözlüler iseniz delilinizi getirin.’

Bakara Suresi, 111

Ey insanlar, Rabbinizden size güçlü bir delil geldi ve size apaçık bir nur indirdik. Nisa Suresi, 174

Rabbinden açık bir kanıt üzere olan, amelinin çirkinliği kendisine süslü gösterilip de boş arzularına uyanlara benzer mi?

Muhammed Suresi, 14

Yoksa apaçık bir kanıtınız mı var?

Eğer doğru sözlülerseniz, hadi getirin kitabınızı!

Saffat Suresi, 156-157

“Şunlar, şu kavmimiz O’ndan başka ilahlar edindiler. Onlar hakkında açık bir kanıt getirselerdi ya! Yalan düzerek Allah’a iftira edenden daha zalim kim olabilir?!” Kehf Suresi, 15

“Allah çocuk edindi!” dediler. Allah bundan arınmıştır. O Gani’dir, hiçbir şeye muhtaç olmaz. Göklerdekiler de yerdekiler de O’nundur. Elinizde, söylediğinize ilişkin hiçbir kanıt yok. Allah hakkında bilmediğiniz şeyi mi söylüyorsunuz? Yunus Suresi, 68

En üstün delil Allah’ındır. O dileseydi hepinizi toptan doğru yola iletirdi. Enam Suresi, 149

Delil, delil, delil… Kuran boyunca devamlı bunu görürsünüz: “Var mı bir delilin?” “Bir iddian varsa delilini getir.” Kendisi de kendi iddiaları için yüzlerce ayette deliller sıralar. Sadece tek bir ayette sıraladığı delillere bir örnek:

Şu bir gerçek ki göklerin ve yerin yaratılışında, gece ile gündüzün birbiri ardınca gelişinde, insanların yararı için denizde yüzüp giden gemilerde, Allah’ın gökten suyu indirip onunla, ölümünden sonra toprağı dirilterek üzerine tüm canlılardan yaymasında, rüzgarların bir düzen içinde yönden yöne çevrilmesinde, gök ve yer arasında bir hizmete boyun eğdirilmiş bulutlarda, aklını işleten bir topluluk için sayısız izler-işaretler-ibretler vardır.

Bakara Suresi, 164

KURAN, ÖNCEKİ KİTAPLARI VE PEYGAMBERLERİ TASDİKLER

Kuran’da peygamberlerin birbirine arka çıktıklarını görürsünüz. Hepsi aynı şeyleri söylemektedir. Hepsi aynı Allah’a çağırmaktadır. Hepsi aynı dine davet etmektedir. Son kitap Kuran, önceki peygamberleri tasdiklemektedir, onların çağırdığına çağırmaktadır.

Kuran, Allah’ın değil de bir başkasının elinden çıkmış olsaydı, içinde farklılıklar olması beklenirdi. Veya her gelen peygamber, “Ben yepyeni bir din ile geldim” diyebilirdi. Veya kendini peygamberlerin en üstünü olarak tanıtabilirdi. Veya “Önceki peygamberlerin öğretilerini boş verin, bir tek bana uyun” da diyebilirdi. Çıkar maksatlı insan uydurması bir sistemde her türlü aksaklık ve zalimlik olabilir, önceki inananlara düşman tavırlar takınılabilirdi. Oysa Kuran, Allah’a teslim olmaya çağırmakta, önceki inananları da böyle nitelendirdiğini söylemektedir.

Allah uğrunda O’na yaraşır bir gayretle didinin. O sizi seçmiş ve dinde size hiçbir güçlük çıkarmamıştır. Babanız İbrahim’in milletini esas alın. Allah sizi, önceden de şu Kitap’ta da “Müslümanlar/Allah’a teslim olanlar” diye adlandırdı ki, resul sizin üzerinize bir tanık olsun, siz de insanlar üzerine tanıklar olasınız. O halde namazı kılın, zekatı verin ve Allah’a sarılın. O’dur sizin Mevla’nız. Ne güzel Mevla’dır O, ne güzel yardımcıdır O!

Hac Suresi, 78

Kuran, Hristiyan ve Yahudi topluluktan da cennetlikler olduğundan söz eder örneğin. Onlara iyilikle yaklaşır. Ortak koşmayıp iman eden ve iyi işler peşinde koşanları ayrı kefeye koyar. Birleştirici bir tavır takınır.

De ki: “Ey Ehlikitap! Sizin ve bizim aramızda aynı olan şu söze gelin: Allah’tan başkasına kulluk etmeyelim, O’na hiçbir şeyi ortak koşmayalım, Allah’ı bırakıp da birbirimizi rabler edinmeyelim.” Eğer yüz çevrilirse şöyle söyle: “Tanık olun, biz Müslümanlarız/ Allah’a teslim olanlarız.”

Ali İmran Suresi, 64

Ne gerek vardı ki böyle sözlere? Eğer Kuran sahte bir kitap, peygamber sahte peygamber olsa ne diye tek Allah’a iman eden toplulukları bir araya getirmeye uğraşsın? Üstelik bu toplulukların büyük bir kısmı Müslümanlara karşı kin ve nefret içerisinde iken!

Kuran, defalarca önceki peygamberlerden, önceki kitaplardan, Allah tarafından gönderilmiş her elçinin aynı şeyleri tekrarladığından söz ediyor.

O, sana Kitap’ı, önündekileri tasdikleyici olarak hak bir yoldan indirdi. Tevrat’ı ve İncil’i de indirmişti.

Ali İmran Suresi, 3

Bu Kur’an, Allah’ın berisinden birilerince yalan isnatlarla oluşturulmuş değildir. O, kendinden öncekinin tasdiki ve Kitap’ın ayrıntılı kılınmasıdır. Kuşku ve çelişme yoktur onda. Alemlerin Rabbi’ndendir o.

Yunus Suresi, 37

Peygamber, tıpkı önceki peygamberler gibi sırf Allah’ın kitabına davet ediyor, bunu yaparken kimseden bir ücret istemiyor ve önceki peygamberleri de onların getirdiği kitapları da onaylıyor.

Ve şöyle diyorlardı: “Mecnun bir şair yüzünden ilahlarımızı mı terk edeceğiz?”

Hayır, öyle değil! O, gerçeği getirmişti. Diğer peygamberleri de tasdik etmişti.

Saffat Suresi, 36-37

KURAN, PEYGAMBERLERİN HATALARINDAN SÖZ EDER

Kuran, hatasız bir peygamber profili çizmez. Peygamberin hatalarından da söz eder. Eğer Kuran’ı peygamber veya başka birileri oluşturmuş olsaydı, içinde peygamberin hataları olmayacaktı.

Ey iman edenler, size bir yemek için izin verilmedikçe Peygamber’in evlerine girmeyin. Vaktini bekleyip durmaksızın çağırıldığınızda girin, ancak yemeği yiyince hemen dağılın. Söze dalıp lafı koyulaştırmayın. Çünkü böyle davranmanız Peygamber’i rahatsız eder. Fakat o size bir şey söylemekten utanır. Allah ise hakkı dile getirmekten çekinmez…

Ahzab Suresi, 53

Örneğin bu ayette, peygamberin bütün iç dünyası ortalığa serilmiş. Peygamber, evine gelip, oturup da kalkmayan misafirlerden rahatsız oluyormuş. Eğer Kuran’ı peygamber uydursaydı, maddi çıkarları adına, insanlarla iyi geçinmek adına, herkese güzel görünmek adına, içinde böyle ayetler olmayacaktı.

Seni şaşırmış olarak bulup da kılavuzluğunu üstlenmedi mi?

Duha Suresi, 7

İşte böylece sana da emrimizden bir ruh vahyettik. Sen, kitap nedir, iman nedir bilmezdin. Fakat biz onu, kullarımızdan dilediğimizi kendisiyle kılavuzladığımız bir nur yaptık. Hiç kuşkusuz, sen, dosdoğru bir yola kılavuzluk etmektesin.

Şura Suresi, 52

Peygamberin önceki hali “şaşırmış, doğru yolu bulamamış, kitap nedir, iman nedir bilmeyen” olarak ifade ediliyor. Oysa peygamber birtakım çıkarlar peşinde olsaydı veya Kuran onun kaleminden çıksaydı, içinde böyle peygamberin işine gelmeyecek sözler olmayacaktı.

İnsanları din ile kandıran kişiler kendilerini en büyük mertebede hatta insanüstü göstermeyi severler. Oysa peygamber hepimiz gibi doğru yolu bulmadan önce şaşkınlık dönemlerinden geçmiş. Ve Kuran’ı olduğu gibi, tek bir kelimesiyle oynamadan, iç dünyasından, hatalarından söz edilmesine rağmen tebliğ ediyor. Kuran’da peygamberi eleştiren ayetler olması, Kuran’ın Allah katından olduğunun büyük bir delilidir.

İnkarcıların sanısına göre, peygamber bir din uydurur ve bir kitap yazar, sonra da insanlara duyurur. Peki böyle bir peygamber ne diye kendi hatalarından söz edip duruyor? Hiç böyle bir kandırmacaya girişen kişi, şöhret olmak isteyen kişi, çevresinde insanlar toplayıp lider olmak isteyen kişi, kendi hatalarından bahseder mi? Tam tersine kendini yücelttikçe yüceltir. Dini lider olmak isteyen art niyetli kişiler kendilerini hatalı değil kusursuz göstermeye çalışırlar.

Peygamberin hatalarına Kuran’dan bir başka örnek:

Yüzünü ekşitti ve öteye döndü;

Yanına kör adam geldi diye.

Nereden bilirsin, belki de o arınıp temizlenecek.

Belki de düşünüp taşınacak da öğüt kendisine yarayacak.

O, kendisini her türlü ihtiyacın üstünde görene gelince,

Ki sen ona yöneliyorsun;

Oysa o arınmadı diye sen sorumlu olmazsın.

O, koşarak sana gelen var ya;

Odur içine ürperti düşen.

Sen ona aldırmazlık ediyorsun.

Abese Suresi, 1-10

“Peygamber çok zeki bir insandı, kendi kendisini Kuran’da eleştirdi” gibi yorumlar gerçeği ifade etmiyor. Bu cümleyi kuranlar, peygamberin yazdığını düşündükleri Kuran’da sözde hatalar bulup dururlar ve Kuran’ı beğenmezler. Yani hem peygambere “Çok zeki biriydi, kendisini bile eleştirdi Kuran’da” diyeceksin, hem de Kuran’ı beğenmeyip, “Peygamber şunu şunu akıl edememiş, bu ayetler olmamış” diyeceksin. E hani yazdığı kitapta kendisini bile eleştirecek kadar akıllıydı peygamber? Kuran’ın Allah kelamı olduğunu inkâr etmek zor iş…

BUGÜNE DEK BENZERİ BİR KİTABIN MEYDANA GETİRİLEMEMİŞ OLMASI, KURAN’IN ALLAH KATINDAN OLDUĞUNUN BÜYÜK BİR DELİLİDİR

De ki: “Eğer insanlar ve cinler şu Kur’an’ın bir benzerini getirmek üzere bir araya toplansalar, birbirlerine de destek olsalar, onun bir benzerini yine de ortaya getiremezler.”

İsra Suresi, 88

Evet, ne ortada 1400 yılda yazılabilmiş Kuran benzeri bir eser var, ne de bu iddiaya bir cevap. Bunca kafir gelip geçmiş ama hiçbiri ne var bunda bunu ben de yazarım diyememiş, demiş olsa bile ortaya bir şey çıkartamamış, onun yerine Kuran’ı haklı çıkarmış.

Yoksa, “Onu uydurdu” mu diyorlar? De ki: “Öyleyse hadi, onun benzeri, uydurma on sure de siz getirin; eğer doğru sözlüler iseniz, Allah’tan başka çağırabildiklerinizi de çağırın.”

Hud Suresi, 13

Yoksa, “Onu uydurdu” mu diyorlar? De ki: “Eğer doğru sözlüler iseniz Allah dışında, elinizin yettiklerini de çağırın da onun benzeri bir sure ortaya çıkarın.”

Yunus Suresi, 38

Kuran’ın indiği dönemden bu yana geçen 1400 yıllık dönemde Kuran’ın benzeri bir kitabın meydana getirilememiş olduğunu ve Kuran’ın haklı çıktığını görüyoruz. Buradaki benzerlikten kasıt, bu yazının konusu olan Kuran’ın mucizevi içeriğine yönelik benzerliktir. Yani öyle bir kitap hazırlayacaksınız ki, bu yazıda saydığımız ve saymadığımız nice özelliği içerisinde barındıracak. Yoksa bazı alaycı inkarcıların yaptığı gibi Kuran’ı, Tevrat’ı ve İncil’i alıp karıştırıp, numaralandırıp bir kitap ortaya çıkartmak değildir istenen. Bakalım sizin kitap yetimler hakkında ne diyor, boşanma hakkında ne diyor, dedikodu hakkında ne diyor, adalet hakkında ne diyor? Hiçbir şey. Zaten genelde art niyetle ve alay etmek için yapılıyor böyle işler. Kuran, kendisinin benzeri bir kitap isterken, aynı kalınlıkta ve 114 sureden oluşan saçma bir kitap istemiyor, kendisinin kopyasını da istemiyor. Tüm bu yazıda başlıklar halinde anlatmaya çalıştığım gibi özellikleri olan, değerli bir sistem üzerine kurulu, karmakarışık olmayan, belirli bir ahlak sistemi bina eden, insanın iç dünyasına huzur verdiği kadar dünyevi gerçekleri de dile getirebilecek bir kitap istiyor. Var mıdır böyle bir kitap üretebileniniz? Varsa eğer ortaya çıksın, Kuran’ın meydan okumasına karşılık versin. Ama ortaya çıkan ürünler daima alaycı ve yüzeysel şeyler oluyor.

Eğer kulumuza indirdiğimizden kuşku içindeyseniz, hadi onun benzerinden bir sure getirin! Allah dışındaki tanıklarınızı da çağırın. Eğer doğru sözlü kişilerseniz.

Eğer yapamazsanız – ki asla yapamayacaksınız – korkun o ateşten ki yakıtı insanlarla taşlardır. Küfre sapanlar için hazırlanmıştır o.

Bakara Suresi, 23-24

Bu kadar zamanda bir benzeri getirilememiş bir kitap…

BAZI İBADETLERİN FEDAKÂRLIK GEREKTİRMESİ

Ayrıca, Kuran’da bazı ibadetlerin fedakârlık gerektirmesi de Kuran’ın Allah katından olduğunun delilidir. Peygamber çıkıyor, hac ibadeti yapın diyor, ihtiyaç sahiplerine para verin diyor, bir ay oruç tutun diyor, sabah namazına kalkın diyor… Neden Osho’nunki gibi zevküsefa dolu bir tarikat oluşturmak varken, birçok kişinin sıcak bakmayacağı ibadetlerden söz ediyor? Bunun sebebi elbette ki, Yaratıcıdan aldığı emirleri, olduğu gibi bize ulaştırmasıdır. İnsanların tümünün bir araya gelip de yazamayacağı bir kitabı, peygamberin tek başına veya arkadaşlarıyla yazması mümkün değildir. Eğer öyle olsaydı, her bir araya gelen Kuran benzeri bir kitap yazardı. Ama 1400 yıldır böyle bir şey olmadı, olmuyor… Ve Kuran’ın iddiası ile, olmayacak da. 

“Kuran’ın Allah Katından Olduğunun Delilleri” için 3 yorum

  1. Öncelikle ekşi sözlükten bir yazarın entrysinde denk geldim sitenize. Yazacaklarım yukarıdaki konudan bağımsızdır. Ben alevi geleneğe mensup bir ailede büyüdüm ancak mezheplere bölünmek kur’an’da yasaklandığından ötürü mezhep olarak değil daha ziyade bir kültür mensubu kabul ediyorum kendimi. Liseye başladığım zaman arkadaş grubumdan allah razı olsun onlarla namaza başladım. Ailem de önce şaşırsa da sonrasında beni çokça destekledi. 1.5 yıl kadar kıldım fakat sonrasında kalbim karardıkça bıraktım. Ben sıfırdan arkadaşlarımdan öğrenmiştim ve inanın büyük bir hevesle kılıyordum. Dönem dönem dinden uzaklaştığım, çok büyük günahlar işlediğim oldu elbet. Üniversitede de niyetleniyordum ancak 1 haftayı geçmiyordu. Hayatımdaki en zorlu dönemlerden birinden geçiyorum, kabullenmem gereken, bana ve nefsime çok aykırı bir durum var başımda. (Yıllardır imtihanım olan ve hep sıfır çektiğim bir konu.) Bu manevi çöküş yaşadığım dönemde içimden ve kalbimden allah’a sığınmak geldi. Hem geldi hem gelmedi. Allah’tan kalbimi allah sevgisiyle doldurmasını istediğimi çünkü benim tek başıma kalbimi bununla dolduramadığımı belirtsem daha doğru olur. Her neyse. Namaza başladım şu an 3 4 gün oldu olmadı. Bir yandan içten içe belli bi zaman sonra bırakırım diyorum ben bunu. Biliyorum çünkü. İçime sinmeyen bi şeyler var, daha dün sevdiğim bir abimle bunu konuştuk. Size yemin ederim söylediğim cümleleri sitenizdeki yazılarda okudum. Kadınların oje ile abdest alamaması, namazı arapça surelerle kılmak, bol elbiseler, başörtüsü hususu (yine sonuna kadar katılıyorum size). Öyle bir buldum ki sizi. Sanki allah’tan bana bir işaret. Bak sen çok okumadın araştırmadın tamam, ama aklına yatmayan şeylerde doğruluk payın var al oku dedi bana rabbim. Benim terk edemediğim bir alkol durumum var. Geçen gün namazımı kıldım sonra da akşam şarap içtim allah affetsin. O anda hem rahatsızdım dedim tamam sonra hayatta kılamam yine. Ama dedim kendime bu farklı o farklı. Bir yanlış seni on yanlışa sürüklemesin.

    Çok dağınık yazdım biliyorum çünkü çok heyecanlandım gecenin bu vaktinde. Hem de bir kadının benim düşündüklerimi aynen düşünmesi, içim o kadar heyecanla dolu size anlatamam. Sonunda biri beni anlıyor gibi. Geçen gün havalimanımdaydım ve sabah ezan vaktiydi. Gittim abdest aldım ( bu sırada kadınların dışarıda namaz kılmalarının zorluğunu, camilerden uzaklaştırılışları vs dönüyor kafamda) mescide gittim. Üstümde bir kot bir de gömlek var, bi tülbent buldum attım kafama(bunda da huzursuzum ama öğretilenlerden kolay vazgeçilmiyor). Eh uzun zaman olmuş unutmuşuz taktım bluetooth kulaklığı kulağıma ki hoca okuyo ben aminliyorum içimden. Her secdeye gittiğim secdeyi öpmek oradan kalkmamak istiyorum ama çoğu ayakta geçiyor namazın tabi. İçeri giren sevgili hemcinslerimden birisi üstünü değiştirip her yerini örtecek elbise giydi, diğerleri zaten kapalılardı. Ben hem çok rahatsız hissettim kendimi kot ve gömleğimle, hem de devrimci gibi. İşte sizi bulunca o huzursuz devrimci yanım huzura erdi sanki. Teek tek tek defalarca okuyacağım yazdıklarınızı, kafama uymayan noktada elbette sizinle de takışırım:)

    Gerçekten allah razı olsun sizden. Daha dün bir abime diyordum: siz arap kültüründe kadınlara toplumda tahammül edemiyorsunuz. O yüzden camiler de sadece erkekler için. Ben girip vaktinde namazımı gönlümde kılamıyorum. O da bana dedi ki kadının camide kılmasındansa evde kılması 10 kat daha sevap. Al buyur. Canımdan öte sevdiğim biridir canını verir düşünmeden benim için. Ama o da istemsizce öğretilenlerle beni benim dinimdem dışlıyor. Gel de sakin kal. Dedim abi ben mesleğim gereği hep bakımlı ve tertipli durmalıyım ojesidir makyajıdır. Ee oje geçirmez abdest dedi. Dedim abi ben oje sevmem. Ama bence sürebilmeliyim mantıksız geliyor bana. Dedi feda olmadan zafer olmaz. İyi de dedim neden bütün fedakarlıklar kadınlardan bekleniyor? Erkekler bu kadar rahat yaşarken hem bu dünyayı hem ibadetlerini rahatça yaparken. Her alanda kadına zorluk var. Kafam almıyor.

    Daha cook yazarım başlık altına ben. Dediğim gibi inşallah cevap verirsiniz. Size çok büyük dua ettim. İnanın.

    1. Merhaba, güzel sözleriniz için ve duanız için siz de sağ olun. İyi bir etkimiz olduysa Allah sayesindedir. Burası bir kadın, bir erkek yazardan oluşuyor, başta belirtmek istiyorum. Ama evet, genelde, kadınlar, giyim, kuşam, namaz hakkında, “Pınar Evrende” yazıyor. Ayrıca, kafama uymazsanız sizle de takışırım demeniz çok önemli, bravo, böyle olmalı zaten düşünen, sorgulayan insan.

      Peygamberler gibi devrimci olmak iyidir. Ama bu devrim genelde kendi içimizde karakterimizde yoğunlaşmalı, toplumu da iyiden iyiye karşımıza almamalıyız. Sözünü ettiğiniz kişi ile sohbetiniz üzücü tabii ki cevaplarınızda siz haklısınız, canınızı sıkıyorlarsa bu konularda sohbet etmemek de bir çözüm olabilir. Her şeyden önce kendinize bakın, kendinize yönelin ve sizin gibi rahat kıyafetlerle namaz kılanlar olduğunu da bilin. Camilerde insanlar rahatsız etmesin diye türban takılmasında hiçbir sakınca yok. Örneğin Pınar Evrende bu amaçla takıyor camide.

      Allah yolunda inatçı olmak lazım. Günahlar Allah yolundan uzaklaştırmamalı insanı. Hepimiz günah işliyoruz, emin olabilirsiniz. Sorsanız size bir sürü günahımı sayarım, ama Allah yolunda kalmakta da inatçıyım. Bununla birlikte, yanlış anlaşılmasın, bu günahlar gurur duyacak şeyler de değiller. Hepsinden uzaklaşabilmek en doğrusu olur. Yani vazgeçmek için çaba göstermek gerekiyor. Ama örneğin içki içiyorsunuz diye namazı asla bırakmayın. Kuran’da bile buna değinilmiş. Nisa 43’te, “Sarhoşken ne söylediğinizi bilinceye kadar namaza yaklaşmayın” diyor. Yani bir insan hem içki içip hem de namaz kılabilir. Sadece namazda ayık olması, kendini, ağzından çıkanları bilmesi gerekir. Ayrıca o ayetten namazı bilinçli, anlayarak, Türkçe kılmamız gerektiğini anlıyoruz. Fakat, tüm bunlarla beraber, içki, kumar, fal okları gibi bazı ayetlerde sayılan şeyleri de Kuran, “şeytan işi pislik” olarak niteliyor. Vazgeçemiyorsanız bile, bu, namazı ve diğer emirleri yapmamayı gerektirmiyor. Siz Allah’a yaklaştıkça, O’nu hatırladıkça, andıkça, “ben iyi insan olayım” dedikçe, O da size her konuda ve günahları bırakma konusunda da daha fazla yardımcı olabilir, güzellikler yaratabilir, bunu ummalısınız.

  2. Bu arada yazım yanlışları, anlam bozuklukları olmuş affınıza sığınıyorum. Telefondan yazıyorum bir de heyecanlıyım, coşkuluyum.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

This blog is kept spam free by WP-SpamFree.