AVM’deki İnsanlardan Aldığım İbretler

Geçtiğimiz Ramazan ayında sevdiğim biriyle orucumuzu açtıktan sonra akşam namazımızı dışarıda bir camide kılalım dedik. Camiye gittiğimizde bizden başka kimsecikler yoktu. Belki bir ve ya iki kişi anca gelmiştir. Namazımızı kıldıktan sonra, caminin karşısındaki alışveriş merkezinin, kafelerin, mağazaların olduğu bir alana geçtik. Koskoca cami namaz saatinde bomboşken burası alabildiğine kalabalıktı. Etraf tıklım tıklımdı. Ağaçlara ışıklı süsler takılmış, mağazalar insanları kendisine çekmek için müziklerini açmıştı. 
 
İftar saati geçeli yaklaşık bir saat olmasına rağmen bazı yeme yerlerinde yemek bekleyenler vardı. Ramazan ayında belli ki oruç tutması gereken, yeni yemek yemiş olması gereken dolayısıyla tok olması gereken bir yığın kişi, bu görevini yerine getirmemişti. 
Namaz saatinde caminin dolması gerekirken, tam tersi olmuş insanlar mescite uğramamış kendini süslü ışıkların, alışverişin, oyalanmanın, öylesine vakit geçirmenin, dünyalık işler peşinde boş sohbetler etmenin, kendisini eğlendirmenin peşine düşmüştü. Çocuklar atlı karıncanın, dönme dolapların peşinde oyalanırken; büyükler de bir o kadar bu yapay gösterinin altında oyalanıyordu! Çocukların oyuncaklara kandığı gibi onlar da satın aldıkları kıyafetlere kanıyorlardı!

Orada, kendisini ”gayet iyi birisi” olarak gören insanlara, ”Ne için yaşıyorsun” diye sorsak, ”Allah için” cevabını alır mıyız acaba? Bu cevap çevremizdeki insanların kaçının anında aklına gelir? Allah için yaşayan bir insanın gününü Allah için yaşaması gerekmez mi? Allah’ın emirlerini yerine getirmesi, yasakladıklarından yüz çevirmesi gerekmez mi? ”Allah için yaşıyorum” diye cevap veren bunları yerine getirmiyorsa sadece ”inandık” deyip geçenlerden olmaz mı? Allah var mı diye sorduğumuzda ”Var” cevabını aldıklarımız gerçekten Allah’ı hayatlarının neresinde tutuyorlar acaba? Gerçekten merkezinde mi, yoksa sorulduğunda var deyip geçtikleri bir yerde mi? 

İnsanlar, iman ettik deyip, imtihan edilmeden bırakılacaklarını mı sandılar? 
(Ankebut Suresi, 2.ayet)
 
Allah’ın emrini böylesine umursamayan insana ben gönülden ”iyi biri” diyemiyorum. Bana zararı dokunmasa da, böyle insanlara gaflettesin, nankörsün, umursamazsın, uykudasın demek geliyor içimden! İyi biri olduğuna emin misin diye sormak geçiyor içimden. İnsan, Allah’a şükretmek için secdeye kapanmıyorsa, ibadet etmesi gerektiği vaktin bile farkında olmayıp oyalanma peşindeyken, rızkı verene şükredip oruç tutmamışken ”sen iyisin” diyebilir miyim? Bu umursamazlık iyilik göstergesi olabilir mi, bu düpedüz nankörlük değil midir? Bazı insanların gerçekten gaflet uykusu pek bir ağır! Allah dilerse biz ömür boyu ”hesabın” yaklaştığını unutmayanlardan oluruz.

Yaklaştı insanlara hesapları! Ve onlar hâlâ gaflet içinde yüz çevirip durmadalar. Rablerinden kendilerine ulaşan, söze bürünmüş her yeni öğüt ve hatırlatmayı ancak eğlenerek dinliyorlar. Kalpleri hep oyun ve oyalanmada… (Enbiya Suresi, 1, 2, 3)