Şefaat Konusu, Allah’ın Dilemesi ve Müddessir Suresi’nin Son Ayetleri

Müddessir Suresi’nin 38. ve 56. son ayetleri arasında çok derin öğütler var. Kuran’ın bütünü olduğu gibi harika zaten. Bazen ertesi gün okuduğum ayetleri tekrar okuyorum yeni şeyler hissediyorum. Bütün sorularımın cevaplarını alıyorum. Bu söylediğim ayetler ise beni çok çok etkiledi. O yüzden özel olarak yazmak, düşüncelerimi paylaşmak istedim.

Her benlik, kendi kazandığının bir karşılığıdır. Ancak sağ taraftakiler hariç. (Müddessir Suresi, 38-39)


İnsan, kendi öz kazancına teslim olursa sonu kötüdür ama Allah müminlerin kötülüklerini affediyor, onları Ahirette temizliyor. Müminlerin ufak tefek olsa da hataları olduğunu, küçük sürçmeleri olduğunu başka bir ayette söylüyor Allah. (Bkz: Necm Suresi 32.ayet ) İnşallah Bu ayetten, yazının devamında değineceğim gibi, insanın cennet ve cehenneme gitmesinin de kendi yapıp ettiği, kendinin hak etmesi sonucu olduğunu da anlıyoruz. Bir insan gerçek bir mümin, takva sahibi birisi ise bu, onun kendi çalışması sonucu olmuştur.


Suçlular hakkında soruyorlar, ”Sizi sekara sürükleyen nedir?” Cevap verdiler: ”Namazı yerine getirenlerden değildik. Yoksulu yedirip doyurmuyorduk.” (Müddessir Suresi, 41-42-43-44)

Namazın ve yoksulları doyurmanın dinen ne kadar önemli olduğunu anlıyoruz bu ayetlerden. Kuran’da Allah, namazın kötülüklerden alıkoyduğunu söylüyor. Gün içerisinde Allah’ı öven, O’na sığınan, Ahireti hatırlayan, secdeye varan insan; elbette sakınmak konusunda diğer insanlardan daha güçlü ve kararlı olacaktır inşallah. Bu yüzden Namaz, hem Allah’ı hatırlamamız için hem de daha takvalı olmamız için yapmamız gereken harika bir ibadet. Yoksulu doyurmakta Allah için çok önemli. Hatta Kuran’da darlık bile çeksek, birilerine maddi yardım da bulunmamız emrediliyor.

Bakın Müddessir Suresi’nde suçlular, cehenneme sürüklenme sebepleri için başka neler söylüyorlar?

”Boş lakırdılara dalanlarla dalar giderdik.” (Müddessir Suresi, 45) 

İşte boş lakırdılar! Allah boş lakırdı sevmiyor! Çevreme bakıyorum da onlar magazini, dizileri, bir popçunun verdiği pozu, başkalarının parasını konuşuyor! Bu ayet pek duyulmayan emir, pek duyulmayan öğüt değil mi! Allah, din insanlar için gündem bile değil! Konuşacak o kadar boş konu var ki, boş bir ortama girdiğimde sohbetlerin yüzeyselliği, sığlığı basitliği gözüme çarpıyor hemen. Şöyle bir sosyal medyaya göz atsanız insanların nasıl boş lakırdılar, boş muhabbetlerle oyalandıklarını görürsünüz zaten. İnsan boş yaşayınca, haliyle konu Allah olmayınca, Ahiret hatırlanmayınca, insanın bu boş konularla ilgilenmesi, bu boş lakırdıları yapması normal!

Oysa insan bir popçunun yaşantısından ibret alıp, Ahiret için kendisine dersler çıkarabiliyorsa, insanların yaptığı hareketlerden, içinde bulundukları hallerden, Allah yolunda dersler sunabiliyorsa hem kendisine hem başkalarına, işte budur mümin gibi bakmak! Bu boş lakırdılar da boş lakırdı olmaktan çıkar, Ahiretin hatırlandığı, Allah’ın unutulmadığı, ibret dolu, insanı doğruya ve güzele ileten sohbetler halini alır. Mümin biri, bir ortamda magazin haberi duyduğunda, bundan Ahireti için ibretler çıkarıp bunları anlatmalıdır insanlara. Duyduğu boş lakırdıları kullanarak, Kuran’ın ayetlerini hatırlatmalıdır, hem kendisine hem başkalarına.

Artık yarar sağlamaz onlara şefaatçilerin şefaati. (Müddessir Suresi, 48)

İşte, hurafecilerin çok sevdiği şefaat! Malesef, o önünde diz çöküp şefaat diye yakardıklarınız size fayda getirmeyecek! Eğer siz günahkarsanız, o gün şefaat fayda etmez! Siz kötü biriyseniz hiç etmez! Allah eğer affetmem derse, Muhammed Peygamber yalvarsa dahi affetmeyecek. Bakın, Allah, Muhammed Peygambere ne diyor? Muhammed Peygamber birileri için yetmiş kez af bile istese, Allah asla affetmeyeceğini söylüyor! Yani, demem o ki, Peygamberlerden de o uydurma kıytırık şeyhlerinizden de medet beklemeyin! Sizi onlar kurtaramaz! Ancak Allah kurtarabilir sizi! Allah’ın ipine tutunun öyleyse! Zaten affolunacak birine refakat edecek affolunmuş birini verip-vermemek Allah’a bağlı. Böyle bir hayali olan, buna da şefaat diyen varsa -ki olabilir- bu hayal ettikleri şefaat hurafecilerin bahsettiği şefaatten değil! 


İster af dile onlar için, ister dileme. Yetmiş kez af dilesen de onlar için, Allah onları affetmeyecektir. Çünkü onlar, Allah’ı da Resulü de inkar ettiler. Allah, yoldan çıkmış böyle bir topluluğa kılavuzluk etmez. (Tevbe Suresi- 80) 


Allah, defalarca Kuran’ın öğüt veren- düşündüren Kitap olduğunu bize bildiriyor.


Ne oluyor onlara da öğüt verip düşündüren kitaptan yüz çeviriyorlar? (Müddessir Suresi-49)


Düşünün diyor Kuran’ı, düşünmek için anlayarak okuyun diyor Allah. Bilmediğiniz lisanda bilmediğiniz kelimeleri sihirliymiş gibi sanarak fısıldamak, Kuran’ın emrettiği bir şey değil. Emretmediği gibi, onaylamıyor da. Allah, Kuran’dan öğüt alın diyorken, insanlar ne denildiğini bile bilmezken, Allah ile dalga geçer gibi, türkü misali, makamlar eşliğinde dinliyor Kuran seslendirmelerini. Ne büyük bir saygısızlık!


Sağa sola kaçışan yaban eşekleri gibidirler, Arslandan ürkmüşlerdir. (Müddessir Suresi- 50,51)


Bu ayette beni çok etkiliyor. İnsanlar; Allah’ı, Ahireti, ölümü, İslam’ı, Kuran’ın öğütlerini, Allah’ın emirlerini duyunca nasıl da kaçışıyor değil mi? Allah’a inanmazken ve ya tam inanmadığım sorgulama dönemlerimdeyken muhabbetimi çok hoş bulan arkadaşlarım niyeyse Kuran’ı elime alıp gerçeği bulduğumda ve onlara hakiki mesajı sunduğumda benden kaçıştılar. Aramaz-sormaz oldular. Bir sorsalar da, ben Allah diyince sustular, çok hoşlarına gitmemeye başladı muhabbetim, konuyu kapatmak istediler, bir iki şey merak edip sorsalar da, onlar da ufak tefek Allah hakkında konuşsalar da derine dalmak, ana gündem yapmak istemediler dini, bu sohbetlere pek girmek istemediler, ikinci sohbeti istemediler. İlgimi çekti diyenler bile, o anki atmosferle dinleyip, etkilendim anlattıklarından diyip sonra yüz çevirdiler. Davet ettim, öğütler verdim, umursamadılar. Duymadılar ya da duymamazlıktan geldiler. Kuran’dan İslam’dan yüz çevirdiler. Allah, Kuran’da, bir an kendisine yönelip sonra O’nu umursamayıp İslam’dan yüz çeviren insanlardan bahsetmiyor mu zaten? Bahsediyor. Aslında gönülden onaylayıp, sonra yüz çevirenlerden bahsediyor. Yazık!


İçlerinden her kişi de istiyor ki, kendisine açılıp saçılmış sayfalar verilsin. (Müddessir Suresi-52)

Bazılarında da böyle istek var. Kendilerine şahsi kitap verilsin istiyor. Ya da birileri Kuran’ı okusun-anlasın gelsin bana anlatsın, istiyor. Kuran üzerinde kendi çabaları ile çalışmak istemiyorlar. Kendi başlarına Kuran’dan öğüt almıyorlar. Kuran’ı çalışmak zor geliyor onlara. Kuran üzerinde düşünmektense, başkaları benim yerime düşünsün, bana anlatsın istiyor. ”Ben Kuran’ı kendim açıp okuyayım, anlamaya gayret edeyim, düşüneyim ” demiyor. Oysa Kuran, bize şahsen indirilmiş bir Kitap’dır. Önce Peygambere vahyedilse de, o elçi kılınarak bize iletilmiştir. Bizim, bire bir üzerinde kendimizin düşünmesi, anlaması ve uygulaması istenmektedir.

Hayır, öyle şey olmaz! Doğrusu şu ki, Ahiretten korkmuyorlar. (Müddessir Suresi-53)

Ahiretten korkmayan insanlar hatırlatılıyor. Ne kadar ürkütücü değil mi? Ahiretten korkmamak…Böyle ciddi bir şeyi, kendilerini bekleyen o büyük günü, gerçek yaşantıyı, yeterince içine sindirememek…Anlayamamak…Umursamamak…Ne kadar ürkütücü. Rabbimiz bize Ahiretin varlığını bir an olsun unutturmasın.

Hayır, iş, sandıkları gibi değil! O bir öğüt verici/bir düşündürücüdür. Dileyen düşünür onu, öğüt alır. (Müddessir Suresi- 54,55)

İşte, Kuran’ın öğüt verici, hatırlatıcı, düşündürücü bir Kitap olduğu bildiriliyor.


Kişi, kendisi isterse, Kuran’dan öğüt alır. Bunu Allah açıkça söylüyor. Her insanın Kuran’ın üzerinde düşünmesi emrediliyor. Bunu yapmak herkesin kendi elinde. İsteyen öğüt alır, umursar, merak eder, sorgular, araştırır, okur, düşünür. İsteyense yüz çevirir, umursamaz, kibirlenir. Kötülüğe uyar. Bu kadar basit. Neden birileri mümin de birileri günahkar? Neden birileri harika bir mümin olabilecekken günahkar olmayı tercih ediyor? Neden kişi Peygamberler gibi iman sahibi olabilecekken, sığlığın, kötülüğün, kibrin, inadın, büyüklenmenin peşinden gidiyor?

Allah, insanı kendi eliyle kötü yapmıyor. İnsan kendini kötülüğe bırakıyor. Allah da insana irade verdiğinden kötülüğü ya da iyiliği seçmesine izin veriyor, neyi seçerse bunu onaylıyor yani izin vermiş oluyor. İyi biri ya da kötü biri olmasına imkan sağlıyor. Kişi iyiyi ya da kötüyü seçiyor, Allah’da bunu engellemiyor, izin vermiş oluyor, yani önce insan diliyor(istiyor, kabul ediyor), sonra Allah da insan dilediği için diliyor(kabul ediyor, insanın bu isteğini gerçekleştirmiş oluyor.) Müminliği seçenlere izin verdiği gibi inkarcılara da izin veriyor. ”Allah’ın dilemesi” demek de bu demek aslında. Kuran ayetlerine baktığımızda, bütün bir şekilde incelediğimizde, Allah’ın dilemesinden bahsedilen ayetleri incelediğimizde ortaya çıkan tablo bu. İyiye de kötüye de izin veriyor Allah.

 

Şu ayette gibi durum,

Ve de ki: “Hak, Rabbinizdendir. Artık dileyen inansın, dileyen inkâr etsin. (Kehf Suresi-29)

İnsanın günahkar olup olmaması ya da mümin olup olmaması kendi eliyle yaptıklarına bağlıdır.

Her insanın amellerini kendi boynuna bağlamışızdır. (İsra Suresi- 13)

Rad Suresi 11.ayetten de anlıyoruz ki, herkes kendi nefsini değiştirip düzeltebilir.

Burası imtihan dünyası, herkes tekrar diriltildiğimizde kendi benliği ile yüzleşecek inşallah. Düşünmeyi, ayetlere uymayı seçen insanın kendisidir. Kuran’ı düşünmek, anlamak, öğüt almak, Kitap’a uymak ise en temel şart.

Kuran’a ömrü boyunca erişemeyecek durumda olup Allah’ı inkar etmemiş, ya da kendini hıristiyan-yahudi olarak tanımlayıp İslam inançlarını yalanlamadan ve şirk koşmadan yaşayanların da affolunma ihtimali var. (Kuran ayetlerinin bütününden bu sonuca da varabiliriz. Bizler ise Kuran’dan haberdarız ve O’na muhatabız.)

Ve onlar, Allah’ın dilediği dışında, öğüt alamazlar. Sakındırmaya ve affetmeye ehil olan O’dur. (Müddessir Suresi-56)

Allah’ın dilemesini yanlış anlamamak lazım. Aslında Kuran’da hep insanın kendi çabasının, takvası altında yattığı bildiriliyor. Bizim sakınmamızı, öğüt almamızı sağlayan Allah değil mi? Evet. Günahkar olmayı seçersek de bunu sağlayan Allah. Seçimleri yapan, uygulayan, çabalayan ise biziz. Bunu diliyor yani onaylıyor, izin veriyor, gerçekleştiriyor. Kötülüğü seçene de iyiliği seçene de bu izni veriyor. Mümin olmayı ya da günahkar olmayı gerçekleştiren biziz. Allah gerçekleştiriyor evet, ama biz gerçekleştirdiğimiz için yapıyor bunu, kelimelerin kullanımından ötürü bir yanlış anlaşılma yaşıyor bazıları maalesef. Yani o diledi diye kafir olmuyor kimse. Kişi kafir olmayı dilediği için Allah diliyor. Kişinin kafirliği seçmesine izin veriyor Allah. ”Ben kafir olucam” diye yola çıkanın bu isteğini kabul ediyor. Bu yolda yürüyen insanın kendisi. Kişi istiyor, Allah da kabul ediyor. Kişi diliyor, Allah da kişi dilediği için diliyor. Kişi gerçekleştiriyor, Allah da kişinin gerçekleştirmesine izin verdiği için gerçekleştirmiş oluyor. 

Ben kolumu hareket ettirmek istiyorum, ama BEN istiyorum, Allah da ben istediğim için diliyor (izin veriyor, ortamı-şartları sağlıyor, imkanı veriyor) ve kolumu oynatabiliyorum. Bunun seçimi, isteği, arzusu, çabası bana aid. Benim iradem. Bu örnek, Allah’ın dilemesi denince aklımıza gelerek bize yardımcı olabilir.